100 altın isterim, 99 olursa razı olmam

Nasrettin Hoca

Nasreddin Hoca evinde dua ediyormuş: “100 altın isterim, 99 olursa razı olmam!” Hoca’nın bu dediğini duyan komşusu, Hoca’yı imtihan etmek istemiş. Hoca’nın bacasından aşağı içerisinde 99 tane altın olan bir kese atmış. Düşen kesenin sesini duyan Hoca keseyi açmış, içindeki altınları saymış. Altınların 99 tane olduğunun farkına varındac “99 altını veren, 1 taneyi de verir elbet” deyip işine gücüne koyulmuş. Okumaya devam et

Kardeşlerin rekabeti

Adolph ve Rudolph kardeşler arasındaki rekabet

İyi ile kötünün, hatta iyiler arasından en iyi olanların ayrılmasını ve daha iyi olanların prim yapmasını sağlayan pozitif bir ayıklama aracı olarak tanımlanan rekabet, hayatın her safhasında karşımıza çıkıyor. Hatta kardeşler arasında bile.

İki kardeş arasındaki rekabet

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Adolph ve Rudolph adlı iki kardeş Almanya’nın küçük bir kasabasında ayakkabı yapıp satmak üzere bir atölye açmaya karar verir. Hemen harekete geçen kardeşler, kısa bir sürede bu kararlarını hayata geçirir ve bu küçük kasabada mütevazı bir atölye açar. Okumaya devam et

Daha hızlı koşmak önemli midir?

hızlı koşmak

Bir atasözü der ki, “Sular yükseldiğinde balıklar karıncaları yer, sular çekildiğinde de karıncalar balıkları. Kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir”. Yani üstünlük durumu değişken.

Üstünlüğün değişken olması gibi sanırım iş birlikleri ve arkadaşlıklar da değişken. Koşullar değiştiğinde davranışlar da farklılaşabiliyor. Bunu aşağıdaki alıntıdan da anlıyoruz: Okumaya devam et

Farklılaşma hayatta kalmak demektir

Farklılaşma

1930’lu yıllarda Sovyet bilimci G. F. Gause, küçük organizmalar üzerinde çok ilginç bir dizi deney yapıyor. Bir cam kavanoz içine çok sınırlı miktarda yiyecekle birlikte aynı familyadan ama farklı türlerden iki adet tek hücreliyi koyuyor. Bu yaratıkların işbirliği içine girdiklerini ve sınırlı yiyeceği paylaştıklarını görüyor. Her iki tek hücreli de yaşamaya devam ediyor.

Daha sonra Gauss deneyini değiştiriyor. Bu defa cam kavanoza aynı familyadan ve aynı türden iki adet tek hücreli ve sınırlı miktarda yiyecek koyuyor. Yaratıkların kavanozda kavga edip öldüklerini gözlüyor.

Aynı türün üyeleri genellikle benzer alışkanlıklara ve yapılara sahip olurlar; birbirleri ile rekabete girdiklerinde bunların arasındaki kavga, farklı türler arasındaki kavgaya kıyasla çok daha şiddetli olur.

Farklılaşma kıssasından hisse

Giderek, tek hücrelilerden farkımızın olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Yiyecek kısıtlı, müşteri az, yiyeceğe saldıran çok ve saldıranların hepsi de “aynı türden”. Böylesi bir ortamda müşteri kapma yarışı rakiplerin her birini “kaybeden” haline getiriyor. Çıkış yolu ise herkesin kendisine ait bir “niş” piyasası olması, bu piyasayı domine etmesi ve bu niş alanda farklılığını sürekli yeniden yaratarak yaşam koşullarını güçlendirmesi.

 

Kaynak: Girişimcilik Okulu – E. Aysan Doğaner

Rekabette rehavete yer yok

Güney Kore, bir dönem aynı mahallede hayat mücadelesi verdiğimiz, sınıf arkadaşımız, komşu evin çocuğu. Hayat zaman geçtikçe bizi komşu çocuklardan uzaklaştırabiliyor da yakınlaştırabiliyor da. Sanırım bu sefer biz kendi hayat mücadelemizi verirken, komşu çocuk kendi mücadelesinde bize fark atmışa benziyor.

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında 500 milyar dolar ihracat yapacağımızı kafaya koyduk ve bunun için mücadelemizi veriyoruz. Hatta dedik ki dünyada onuncu büyük ekonomi olacağız. Aşağıdaki 2011 yılı verilerine göre hazırlanmış tabloda da görüleceği üzere sanki komşu çocuk biz çift dikiş giderken sınıfları başarılı adımlarla geçmişe benziyor.

GK_tablo1

2011 yılı verileri neden? Çünkü bizim ulaşmak istediğimiz 500 milyar dolarlık ihracat hedefine Güney Kore 2011 senesinde ulaştı. Mevcutta durum nasıl dersek; biz son üç senedir kilitlenip kaldığımız 150 milyar dolarlık seviyeden henüz yukarıya çıkamadık. Son ayki (Nisan 2015) ihracatımız bir önceki yılın aynı dönemine göre %10 azaldı. Bununla beraber bir de on yedinci büyük ekonomi olmaktan on dokuzuncu büyük ekonomiliğe düştük.

GK_grafik1

Sanki dünya ile rekabette olduğumuzu unutmuş, komşu kıza abayı yaktığımızdan mıdır nedir bilinmez, dünya ile ilişkimizi kesmişiz gibi. Ya da biz nasıl olsa biz tavşanız, bir kestirip uyanınca kaplumbağaları bir çırpıda geçiverecekmişiz gibi mi düşünüyoruz.

Halbuki rekabette rehavete yer yok. Dilerseniz Güney Kore örneğinden devam edelim ve son 14 yılki dış ticaret verilerimizi aşağıdaki grafik ile karşılaştıralım.

GK_grafik2

Rekabette rehavete yer yok

Umarım grafikteki karşılaştırma motivasyonu bozucu veri olarak algılanmaz. Bilakis yapılacak to do list’lere ilham kaynağı olacaktır. Hastanın iyileşmesi için acı ilacı içmesi gerekiyorsa içmelidir. Acı ilaç ertelendikçe hastalık yayılmaya devam edecek, iyileşme umutları da azalacak.

Rekabette yer almak isteyen herkesin Güney Kore örneğinden çıkaracağı dersler var. İncelemekte ve bize dersler verilmeden önce, gerekli dersleri almakta fayda olduğu kanaatindeyim.