Daha hızlı koşmak önemli midir?

Bir atasözü der ki, “Sular yükseldiğinde balıklar karıncaları yer, sular çekildiğinde de karıncalar balıkları. Kimin kimi yiyeceğine suyun akışı karar verir”. Yani üstünlük durumu değişken. Üstünlüğün değişken olması gibi sanırım iş birlikleri/arkadaşlıklar da değişken. Koşullar değiştiğinde davranışlar da farklılaşabiliyor. Bunu aşağıdaki alıntıdan da anlıyoruz: Okumaya devam et

Farklılaşma hayatta kalmak demektir*

1930’lu yıllarda Sovyet bilimci G. F. Gause, küçük organizmalar üzerinde çok ilginç bir dizi deney yapıyor. Bir cam kavanoz içine çok sınırlı miktarda yiyecekle birlikte aynı familyadan ama farklı türlerden iki adet tek hücreliyi koyuyor. Bu yaratıkların işbirliği içine girdiklerini ve sınırlı yiyeceği paylaştıklarını görüyor. Her iki tek hücreli de yaşamaya devam ediyor.

Daha sonra Gauss deneyini değiştiriyor. Bu defa cam kavanoza aynı familyadan ve aynı türden iki adet tek hücreli ve sınırlı miktarda yiyecek koyuyor. Yaratıkların kavanozda kavga edip öldüklerini gözlüyor.

Aynı türün üyeleri genellikle benzer alışkanlıklara ve yapılara sahip olurlar; birbirleri ile rekabete girdiklerinde bunların arasındaki kavga, farklı türler arasındaki kavgaya kıyasla çok daha şiddetli olur.

Giderek, tek hücrelilerden farkımızın olmadığı bir dünyada yaşıyoruz. Yiyecek kısıtlı, müşteri az, yiyeceğe saldıran çok ve saldıranların hepsi de “aynı türden”. Böylesi bir ortamda müşteri kapma yarışı rakiplerin her birini “kaybeden” haline getiriyor. Çıkış yolu ise herkesin kendisine ait bir “niş” piyasası olması, bu piyasayı domine etmesi ve bu niş alanda farklılığını sürekli yeniden yaratarak yaşam koşullarını güçlendirmesi.

 

Kaynak: Girişimcilik Okulu – E. Aysan Doğaner

Rekabette rehavete yer yok

Güney Kore, bir dönem aynı mahallede hayat mücadelesi verdiğimiz, sınıf arkadaşımız, komşu evin çocuğu. Hayat zaman geçtikçe bizi komşu çocuklardan uzaklaştırabiliyor da yakınlaştırabiliyor da. Sanırım bu sefer biz kendi hayat mücadelemizi verirken, komşu çocuk kendi mücadelesinde bize fark atmışa benziyor.

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında 500 milyar dolar ihracat yapacağımızı kafaya koyduk ve bunun için mücadelemizi veriyoruz. Hatta dedik ki dünyada onuncu büyük ekonomi olacağız. Aşağıdaki 2011 yılı verilerine göre hazırlanmış tabloda da görüleceği üzere sanki komşu çocuk biz çift dikiş giderken sınıfları başarılı adımlarla geçmişe benziyor.

GK_tablo1

2011 yılı verileri neden? Çünkü bizim ulaşmak istediğimiz 500 milyar dolarlık ihracat hedefine Güney Kore 2011 senesinde ulaştı. Mevcutta durum nasıl dersek; biz son üç senedir kilitlenip kaldığımız 150 milyar dolarlık seviyeden henüz yukarıya çıkamadık. Son ayki (Nisan 2015) ihracatımız bir önceki yılın aynı dönemine göre %10 azaldı. Bununla beraber bir de on yedinci büyük ekonomi olmaktan on dokuzuncu büyük ekonomiliğe düştük.

GK_grafik1

Sanki dünya ile rekabette olduğumuzu unutmuş, komşu kıza abayı yaktığımızdan mıdır nedir bilinmez, dünya ile ilişkimizi kesmişiz gibi. Ya da biz nasıl olsa biz tavşanız, bir kestirip uyanınca kaplumbağaları bir çırpıda geçiverecekmişiz gibi mi düşünüyoruz.

Halbuki rekabette rehavete yer yok. Dilerseniz Güney Kore örneğinden devam edelim ve son 14 yılki dış ticaret verilerimizi aşağıdaki grafik ile karşılaştıralım.

GK_grafik2

Umarım grafikteki karşılaştırma motivasyonu bozucu veri olarak algılanmaz. Bilakis yapılacak to do list’lere ilham kaynağı olacaktır. Hastanın iyileşmesi için acı ilacı içmesi gerekiyorsa içmelidir. Acı ilaç ertelendikçe hastalık yayılmaya devam edecek, iyileşme umutları da azalacak.

Rekabette yer almak isteyen herkesin Güney Kore örneğinin çıkaracağı örnekler var. İncelemekte ve bize dersler verilmeden önce, gerekli dersleri almakta fayda olduğu kanaatindeyim.

Rekabete direnmek*

Rekabet

Rekabet iyiler ile kötülerin, hatta iyiler arasından en iyi olanların diğerlerinden ayrılmasını ve daha iyi olanların prim yapmasını sağlayan pozitif bir ayıklama aracı olarak karşımıza çıkıyor. Rekabet aslında düşündüğümüz gibi sadece insanoğlunun hayatında değil, tüm doğanın içerisinde mevcut. Tıpkı av olan ceylan ve avcı olan aslanın hayatta kalmaya devam edebilmeleri için, her sabah uyandıklarında o günkü en iyi koşuyu yapmak zorunda olmaları gibi.

İçinde bulunduğumuz dönemde firmaların finansal olarak ayakta kalabilmeleri giderek zorlaşıyor. Tüketici tercihlerinde gerçekleşen hızlı değişim, bir yandan firmaları ürün çeşitliliklerini ve ürün kalitelerini artırmaya zorlarken, diğer yandan firmaları eskisi gibi yığın olarak üretmek ve stoklu çalışmak yerine, butik diye adlandırabileceğimiz çok çeşitli ve düşük miktarlı siparişlere uyum sağlamaya zorluyor.

Ürünlerin piyasada kalma süreleri giderek azalırken, piyasada kaldıkları bu kısa süreler zarfında artan rekabet nedeniyle satış fiyatları da sürekli olarak düşüyor. Birçok firma malzeme ve hizmet aldığı tedarikçileriyle uzun süreli anlaşmalar yapmak yerine daha kısa süreli anlaşmalar yapmayı tercih ediyor.

Rekabet, firmaları tüm karar mekanizmalarında mümkün olan en iyi tercihleri en kısa sürede yapmaları konusunda zorlayarak üzerlerinde bulunan rehaveti atmalarını sağlıyor. Böylece rekabet, firmalara hem dağınık kaynakları en elverişli şekilde seçmeyi hem de maliyetleri azaltmayı sağlarken, yenilikçilik ve girişimciliği de teşvik ediyor. Önceleri rekabette maliyet önemli iken günümüzde ürünlerin neredeyse birbirleriyle aynı hale gelmesiyle, maliyetin yanı sıra tasarım, kalite, hız ve esneklik gibi etmenler de önem kazanmış durumda.

Bilgi çağında yaşadığımızı düşünecek olursak, günümüzde rekabette en önemli unsurun bilgiye sahip olmak ve onu doğru analiz ederek değerlendirmek olduğunu da söyleyebiliriz. Yenilikçilik felsefesine sahip, tüketicinin nabzını doğru tutarak piyasayı takip edebilen, bilgiyi daha hızlı işleyerek değişimleri önceden sezinleyen, süreçlerini doğru yönetip daha verimli çalışan, işin doğrusunu tek seferde gerçekleştirebilen, sıfıra yakın stokla çalışabilen, doğru zamanda yeterli ve doğru finansal kaynaklara erişebilen firmalar rekabette daima bir adım önde oluyor.

Bir firmanın süreçlerinde iyileştirme yapabilmesinin yolu, öncelikle işlerin standart hale getirilmesinden geçiyor. Malzeme veya işçilikte yapılan tekrarlar ve israflar, makinelere veya insanlara yapılan aşırı yüklemeler, mevcut durumdaki dengesizlikler, standart işlerin arasında daha kolay görülür hale geliyor. İşletmenin fonksiyonlarına, yapılan işlere yük getiren tüm israflardan arınmayı hedefleyen “yalın” mantığı ile yaklaşmakta fayda var.

Gelişmiş teknoloji ile beraber yetişmiş işgücü kullanılması ve bunun yanında eğitim yoluyla çalışanların becerilerinin artırılması; yetkinlik, kalite, verimlilik, doğru kararlar alabilme becerisi ve müşteri beklentilerini karşılama oranı gibi göstergeleri giderek artırırken; maliyet, hata sayıları, hurda oranları, stok seviyeleri, teslimat süreleri, arıza kaynaklı duruşlar ve iş kazaları gibi göstergeleri de giderek azaltıyor.

Her ne kadar bilginin hızlı bir şekilde işlenmesini ve tedarikçilerden müşterilere kadar olan tüm paydaşların dijital ortamda bilgiyi paylaşmalarını kolaylaştırsa da gelişmiş teknoloji kullanımı tek başına bir çözüm değil. En iyiyi başaran firmalar, teknoloji kullanımının yanında güven ortamı oluşturabilme, kişiler arası etkileşim ve bir ekip olarak çalışabilme konularındaki becerileriyle ön plana çıkıyorlar.

Çalışanların yetenekleri ve kullandıkları donanımların yeterlilikleri, birbirlerine alternatif olma durumları hakkında oluşturulacak matrisler, karşılaşılan olası problemlerde yol gösterici oluyor. Unutmamak gerekir ki sistematik çalışmak, yetenekli de olsalar çalışanlara bağlı olarak çalışmaktan çok daha verimli.

Ayrıca çalışan personelin becerilerini bilmek ve bu becerilerinin geliştirilmesi için yapılması gerekenler hakkında bir plana sahip olmak da önem arz ediyor. Günümüz artan rekabet ortamında mevcut durumu korumak bile tek başına yeterli olmadığından, firmaların gelişime açık olmaları, yenilikçi çözümler uygulayabilmeleri, yürütülen tüm fonksiyonlarıyla daha güçlü rekabete hazırlıklı olmaları gerekli.

Elbette rekabet sadece aynı ülkedeki veya farklı ülkelerdeki firmalar arasında olmuyor, aynı zamanda ülkeler arasında da ticaret, bilim, spor, inovasyon gibi farklı alanlar sürekli bir rekabet durumu söz konusu. Rekabette ise kaybedilenlerin telafisi ya mümkün olmuyor ya da bu kaybedilenler için ekstra zaman veya kaynak harcamak gerekiyor. Bu nedenle her işletmenin, her birliğin, her idarenin rekabet konusunu iyi analiz ederek, rekabette kendilerine değer yaratacak faaliyetleri belirlemiş ve gerektiği gibi uyguluyor olması oldukça önemli.

* Yayınlandığı yerler:
– 20.05.2014 tarihli “Avrupa Yakası” gazetesi
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Mayıs 2014 sayısı
– “Çorlu TSO” gazetesi Mayıs 2014 sayısı

Rekabet rehaveti kovar*

Rehavet

Rekabet iyi ile kötünün, hatta iyiler arasından en iyi olanların ayrılmasını ve daha iyi olanların prim yapmasını sağlayan pozitif bir ayıklama aracı olarak, hayatın her safhasında karşımıza çıkıyor. Bir Afrika atasözüne göre, Afrika’da hayatta kalabilmek için her aslanın en hızlı koşan ceylandan daha hızlı koşması gerektiği gibi her ceylanın da en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşması gerekiyor. İşte rekabet hayatta kalabilmek için hayvanlar ve insanlarda gerekli olduğu gibi, firmaların da ayakta kalabilmeleri için gerekli bir unsur.

Günümüzde firmaların pazarlar, küresel sınırlar, teknoloji, müşteri beklentileri, ürün, hizmet ve iş süreçlerindeki hızlı değişimin oluşturduğu zorlayıcı rekabet ortamlarında başarılı olmaları; alacakları kararlar ve bu kararlar doğrultusunda atacakları doğru adımlara bağlı. Rekabet, firmaların tüm karar mekanizmalarını mümkün olan en iyi tercihleri en kısa sürede yapmaları konusunda zorluyor. Böylece rekabet firmalara hem dağınık kaynakları en elverişli şekilde seçmeyi hem de maliyetleri azaltmayı sağlarken, yenilikçilik ve girişimciliği de teşvik ediyor.

Rekabet ortamında ürün ve hizmetlerin belirleyicisi olarak üreticiler veya hizmet sağlayıcılar ilk akla gelen kesim olsalar da bu konuda esas belirleyiciler aslında tüketiciler. Rekabette tüketicilerin istekleri ve ihtiyaçlarını göz ardı eden üretici veya hizmet sağlayıcıların başarılı olma şansları yok. Önceleri rekabette maliyet önemli iken zamanla maliyetin yanı sıra kalite, hız ve esneklik de önem kazanmış durumda. Bilgi çağında yaşadığımızı düşünecek olursak, günümüzde rekabette en önemli unsurun bilgiye sahip olmak ve onu değerlendirmek olduğu sonucuna varabiliriz.

İşletmeler bulundukları sektörlerde ya rakiplerinden daha düşük maliyetlerle üretim yapıp genel piyasa fiyatlarıyla müşterilerine ürün sunarak ya da Apple örneğinde olduğu gibi ürünlerini pazardaki diğer ürünlerden farklılaştırıp müşterilerin bu farklılık için ödemeyi kabul edebileceği daha yüksek fiyatlardan ürünlerini sunarak rekabet edebiliyorlar.

Pazar payları düşük de olsa KOBİ’ler esneklikleri ile ekonominin lokomotifi konumundalar. KOBİ’ler daha hızlı ve esnek olmaları sayesinde büyük işletmelere göre rekabette avantaj elde ediyorlar. Bunun yanında firmaların fikri mülkiyet haklarına gereken önemi vermeleri, yapılarına inovasyon kültürünü yerleştirmeleri ve sektörel veya bölgesel işbirliği kültürünü geliştirmeleri rekabette kendilerine avantaj sağlıyor.

Rekabette inovasyon ve yaratıcılık da oldukça önemli. Herkesin baktığı pencereden bakıldığında herkesin gördüğünden başka şeyler görmek, yeni şeyler denemek rekabette avantaj sağlıyor. 1968 yılına kadar olimpiyatlara katılan yüksek atlamacılar yüzleri çıtaya dönük bir şeklide çıtayı aşmaya çalışırken, Dick Fosbury adlı bir sporcu herkesten farklı olarak çıtayı sırtı dönükken atladı ve rekabete farklı bir boyut getirdi.

Unutmamak gerekir ki rekabet rehaveti kovar. Ancak düzensiz bir ekonomik yapı içerisinde yapılan yanlış girişimler, sadece haksız rekabete ve bunun sonucunda da yıpranmış, rekabet gücünü kaybetmiş işletmelere sebep olur.

Kardeşlerin rekabetinden dünya markalarına

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Adolph ve Rudolph adlı iki kardeş Almanya’nın küçük bir kasabasında ayakkabı yapıp satmak üzere bir atölye açmaya karar verirler. Hemen harekete geçen kardeşler, kısa bir sürede bu kararlarını hayata geçirir ve bu küçük kasabada mütevazı bir atölye açarlar.

Zorlu savaş yılları bittikten sonra kardeşlerden Adolph, kardeşi Rudolph’a, artık birlikte çalışmak istemediğini, kendine ayrı bir imalathane açmayı düşündüğünü söyler. Rudolph şaşırır. Öyle ya, ufacık kasabada iki kardeş ayrı imalathanelerde nasıl ayakta kalıp da birbirleriyle rekabet edebileceklerdir?

Rrudolph, kardeşine bu kararının mantıklı olmadığını, bu ufak kasabada zaten insanların sınırlı sayıda ayakkabı satın aldıklarını, böyle olursa ikisinin birden iflas edeceğini söylese de Adolph bu uyarıyı dikkate almaz ve hemen kendine yeni bir imalathane açar.

Çok geçmeden iki kardeşin arasında kıyasıya bir rekabet başlar. Bu rekabet beraberinde yeni arayışları da getirir. Zamanla iki kardeşin rekabeti doğdukları kasabanın sınırlarını aşar. Günümüzde Adolph’un o küçük imalathaneden doğan ayakkabı şirketinin adı “Adidas”, Rudolph’un ki ise “Puma”dır.

AB’de rekabet politikası

Avrupa Birliği Rekabet Politikası ve bunu oluşturan müktesebatın temel amacı, üye ülkelerde faaliyet gösteren ekonomik aktörlerin eşit koşullar altında rekabet edebileceği bir iç pazarın oluşumunu sağlamak olarak özetlenebilir. Avrupa Birliği, rekabet politikası yoluyla piyasa ekonomisinin tüm mekanizmalarıyla sağlıklı işleyebilmesini temin etmek üzere rekabetin hukuka aykırı şekilde sınırlandırılmasını engelleyici kurallar getirmiş durumda. Bu kurallar ile temel olarak iç pazarda rekabetin bozulmamasını sağlayan bir sistem oluşturmak hedefleniyor.

Rekabet Edebilirlik ve Yenilik Çerçeve Programı (CIP), Avrupa’daki işletmeleri rekabete teşvik etmeyi amaçlıyor. KOBİ’leri hedef alan bu program, inovasyon faaliyetlerini destekliyor, finansman kaynaklarına erişim olanaklarını iyileştiriyor ve Avrupa İşletmeler Ağı gibi bölgesel iş destek hizmetleri sunuyor. Program, bilgi ve iletişim teknolojilerinin genele daha iyi şekilde yayılmasını ve kullanılmasını teşvik ederek bilgi toplumunun gelişimine yardımcı oluyor. Program ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarının daha fazla kullanımını ve enerji verimliliğini de teşvik ediyor.

Rekabet edebilmek için destekler

Günümüzde küreselleşmenin bir sonucu olarak işletmeler, ülke içinde olsa dahi yerel rakiplerin yanı sıra uluslararası rakipleriyle de rekabet etmek durumunda kalıyorlar ve bu rekabet işletmeleri giderek artan oranda sıkı ve zorlu bir ortama doğru sürüklüyor. İşletmelerin ise kârlarını, pazar paylarını ve devamlılıklarını koruyabilmek ve artırabilmek için bu değişime ayak uydurabilmeleri gerekiyor.

Ülkemizdeki KOBİ’lere rekabet açısından bakıldığında genel olarak kurumsallaşma, işbirliği, arge, inovasyon, finans kaynaklarına erişim gibi temel problemleri olduğu gözlemleniyor. Firmaların rekabet konusunda kendileri için bir SWOT analizi yaparak güçlü ve zayıf yönleri ile bulundukları sektör veya pazardaki tehdit ve fırsatları göz önüne alarak, belirleyecekleri stratejik kararlar doğrultusunda gerçekleştirecekleri faaliyetler için çok sayıda destekten faydalanmaları mümkün.

Destekler; girişimcilik, yatırım, kümelenme, tanıtım faaliyetleri, danışmanlık kullanımı, nitelikli eleman temini, pazar araştırması faaliyetleri, yurt içi ve yurt dışındaki fuarlara katılım, arge, tasarım, fikri ve sınaî mülkiyet hakları, marka, belgelendirme, eğitim gibi konularda kullanılabiliyor.

Desteklerden faydalanabilmek için firmaların KOSGEB, bölgelerindeki kalkınma ajansı, bağlı bulundukları ihracatçı birliği, İhracat Bilgi Platformu, işbirliği kurabilecekleri üniversiteler, Kredi Garanti Fonu, TÜBİTAK, TTGV, kayıtlı oldukları ticaret ve sanayi odaları gibi kurumlarla yakın ilişki içerisinde bulunmaları ve bu kurumların hibe, kredi, destek programlarını yakından takip etmeleri önem arz ediyor.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– “Çorlu TSO” gazetesi Ağustos 2012 sayısı
– 24.08.2012 tarihli kişisel bloğum
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Kasım 2012 sayısı
– “Dinamik” dergisi sayı:3 (Tem.-Eyl.13)