Rekabet rehaveti kovar*

Rehavet

Rekabet iyi ile kötünün, hatta iyiler arasından en iyi olanların ayrılmasını ve daha iyi olanların prim yapmasını sağlayan pozitif bir ayıklama aracı olarak, hayatın her safhasında karşımıza çıkıyor. Bir Afrika atasözüne göre, Afrika’da hayatta kalabilmek için her aslanın en hızlı koşan ceylandan daha hızlı koşması gerektiği gibi her ceylanın da en hızlı koşan aslandan daha hızlı koşması gerekiyor. İşte rekabet hayatta kalabilmek için hayvanlar ve insanlarda gerekli olduğu gibi, firmaların da ayakta kalabilmeleri için gerekli bir unsur.

Günümüzde firmaların pazarlar, küresel sınırlar, teknoloji, müşteri beklentileri, ürün, hizmet ve iş süreçlerindeki hızlı değişimin oluşturduğu zorlayıcı rekabet ortamlarında başarılı olmaları; alacakları kararlar ve bu kararlar doğrultusunda atacakları doğru adımlara bağlı. Rekabet, firmaların tüm karar mekanizmalarını mümkün olan en iyi tercihleri en kısa sürede yapmaları konusunda zorluyor. Böylece rekabet firmalara hem dağınık kaynakları en elverişli şekilde seçmeyi hem de maliyetleri azaltmayı sağlarken, yenilikçilik ve girişimciliği de teşvik ediyor.

Rekabet ortamında ürün ve hizmetlerin belirleyicisi olarak üreticiler veya hizmet sağlayıcılar ilk akla gelen kesim olsalar da bu konuda esas belirleyiciler aslında tüketiciler. Rekabette tüketicilerin istekleri ve ihtiyaçlarını göz ardı eden üretici veya hizmet sağlayıcıların başarılı olma şansları yok. Önceleri rekabette maliyet önemli iken zamanla maliyetin yanı sıra kalite, hız ve esneklik de önem kazanmış durumda. Bilgi çağında yaşadığımızı düşünecek olursak, günümüzde rekabette en önemli unsurun bilgiye sahip olmak ve onu değerlendirmek olduğu sonucuna varabiliriz.

İşletmeler bulundukları sektörlerde ya rakiplerinden daha düşük maliyetlerle üretim yapıp genel piyasa fiyatlarıyla müşterilerine ürün sunarak ya da Apple örneğinde olduğu gibi ürünlerini pazardaki diğer ürünlerden farklılaştırıp müşterilerin bu farklılık için ödemeyi kabul edebileceği daha yüksek fiyatlardan ürünlerini sunarak rekabet edebiliyorlar.

Pazar payları düşük de olsa KOBİ’ler esneklikleri ile ekonominin lokomotifi konumundalar. KOBİ’ler daha hızlı ve esnek olmaları sayesinde büyük işletmelere göre rekabette avantaj elde ediyorlar. Bunun yanında firmaların fikri mülkiyet haklarına gereken önemi vermeleri, yapılarına inovasyon kültürünü yerleştirmeleri ve sektörel veya bölgesel işbirliği kültürünü geliştirmeleri rekabette kendilerine avantaj sağlıyor.

Rekabette inovasyon ve yaratıcılık da oldukça önemli. Herkesin baktığı pencereden bakıldığında herkesin gördüğünden başka şeyler görmek, yeni şeyler denemek rekabette avantaj sağlıyor. 1968 yılına kadar olimpiyatlara katılan yüksek atlamacılar yüzleri çıtaya dönük bir şeklide çıtayı aşmaya çalışırken, Dick Fosbury adlı bir sporcu herkesten farklı olarak çıtayı sırtı dönükken atladı ve rekabete farklı bir boyut getirdi.

Unutmamak gerekir ki rekabet rehaveti kovar. Ancak düzensiz bir ekonomik yapı içerisinde yapılan yanlış girişimler, sadece haksız rekabete ve bunun sonucunda da yıpranmış, rekabet gücünü kaybetmiş işletmelere sebep olur.

Kardeşlerin rekabetinden dünya markalarına

İkinci Dünya Savaşı’nın hemen öncesinde Adolph ve Rudolph adlı iki kardeş Almanya’nın küçük bir kasabasında ayakkabı yapıp satmak üzere bir atölye açmaya karar verirler. Hemen harekete geçen kardeşler, kısa bir sürede bu kararlarını hayata geçirir ve bu küçük kasabada mütevazı bir atölye açarlar.

Zorlu savaş yılları bittikten sonra kardeşlerden Adolph, kardeşi Rudolph’a, artık birlikte çalışmak istemediğini, kendine ayrı bir imalathane açmayı düşündüğünü söyler. Rudolph şaşırır. Öyle ya, ufacık kasabada iki kardeş ayrı imalathanelerde nasıl ayakta kalıp da birbirleriyle rekabet edebileceklerdir?

Rrudolph, kardeşine bu kararının mantıklı olmadığını, bu ufak kasabada zaten insanların sınırlı sayıda ayakkabı satın aldıklarını, böyle olursa ikisinin birden iflas edeceğini söylese de Adolph bu uyarıyı dikkate almaz ve hemen kendine yeni bir imalathane açar.

Çok geçmeden iki kardeşin arasında kıyasıya bir rekabet başlar. Bu rekabet beraberinde yeni arayışları da getirir. Zamanla iki kardeşin rekabeti doğdukları kasabanın sınırlarını aşar. Günümüzde Adolph’un o küçük imalathaneden doğan ayakkabı şirketinin adı “Adidas”, Rudolph’un ki ise “Puma”dır.

AB’de rekabet politikası

Avrupa Birliği Rekabet Politikası ve bunu oluşturan müktesebatın temel amacı, üye ülkelerde faaliyet gösteren ekonomik aktörlerin eşit koşullar altında rekabet edebileceği bir iç pazarın oluşumunu sağlamak olarak özetlenebilir. Avrupa Birliği, rekabet politikası yoluyla piyasa ekonomisinin tüm mekanizmalarıyla sağlıklı işleyebilmesini temin etmek üzere rekabetin hukuka aykırı şekilde sınırlandırılmasını engelleyici kurallar getirmiş durumda. Bu kurallar ile temel olarak iç pazarda rekabetin bozulmamasını sağlayan bir sistem oluşturmak hedefleniyor.

Rekabet Edebilirlik ve Yenilik Çerçeve Programı (CIP), Avrupa’daki işletmeleri rekabete teşvik etmeyi amaçlıyor. KOBİ’leri hedef alan bu program, inovasyon faaliyetlerini destekliyor, finansman kaynaklarına erişim olanaklarını iyileştiriyor ve Avrupa İşletmeler Ağı gibi bölgesel iş destek hizmetleri sunuyor. Program, bilgi ve iletişim teknolojilerinin genele daha iyi şekilde yayılmasını ve kullanılmasını teşvik ederek bilgi toplumunun gelişimine yardımcı oluyor. Program ayrıca, yenilenebilir enerji kaynaklarının daha fazla kullanımını ve enerji verimliliğini de teşvik ediyor.

Rekabet edebilmek için destekler

Günümüzde küreselleşmenin bir sonucu olarak işletmeler, ülke içinde olsa dahi yerel rakiplerin yanı sıra uluslararası rakipleriyle de rekabet etmek durumunda kalıyorlar ve bu rekabet işletmeleri giderek artan oranda sıkı ve zorlu bir ortama doğru sürüklüyor. İşletmelerin ise kârlarını, pazar paylarını ve devamlılıklarını koruyabilmek ve artırabilmek için bu değişime ayak uydurabilmeleri gerekiyor.

Ülkemizdeki KOBİ’lere rekabet açısından bakıldığında genel olarak kurumsallaşma, işbirliği, arge, inovasyon, finans kaynaklarına erişim gibi temel problemleri olduğu gözlemleniyor. Firmaların rekabet konusunda kendileri için bir SWOT analizi yaparak güçlü ve zayıf yönleri ile bulundukları sektör veya pazardaki tehdit ve fırsatları göz önüne alarak, belirleyecekleri stratejik kararlar doğrultusunda gerçekleştirecekleri faaliyetler için çok sayıda destekten faydalanmaları mümkün.

Destekler; girişimcilik, yatırım, kümelenme, tanıtım faaliyetleri, danışmanlık kullanımı, nitelikli eleman temini, pazar araştırması faaliyetleri, yurt içi ve yurt dışındaki fuarlara katılım, arge, tasarım, fikri ve sınaî mülkiyet hakları, marka, belgelendirme, eğitim gibi konularda kullanılabiliyor.

Desteklerden faydalanabilmek için firmaların KOSGEB, bölgelerindeki kalkınma ajansı, bağlı bulundukları ihracatçı birliği, İhracat Bilgi Platformu, işbirliği kurabilecekleri üniversiteler, Kredi Garanti Fonu, TÜBİTAK, TTGV, kayıtlı oldukları ticaret ve sanayi odaları gibi kurumlarla yakın ilişki içerisinde bulunmaları ve bu kurumların hibe, kredi, destek programlarını yakından takip etmeleri önem arz ediyor.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– “Çorlu TSO” gazetesi Ağustos 2012 sayısı
– 24.08.2012 tarihli kişisel bloğum
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Kasım 2012 sayısı
– “Dinamik” dergisi sayı:3 (Tem.-Eyl.13)

E-dönüşüm

E-dönüşüm

18. yüzyılda başlayan sanayi devrimi çeşitli buluşlar ve gelişmelerle, emeğin verimliliğini de artırarak toplumları günümüze kadar getirdi. Hatta başta insanların çalışamayacakları işler ve ortamlar için yapılan otomasyon sistemleri günümüzde artan rekabet ile birlikte yığın üretimde insan gücünün yerini aldı. Tüm bunlar yirminci yüzyılın sonlarına doğru, sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçiş ile birlikte artan bir hızla şekillendi.

Artık üretmek eskisi kadar zor değil. Günümüzde bırakın dedelerimizi, babalarımızın bile hayal edemeyecekleri ürünler üretilebilir ve hizmetler de yaygınlaşmış durumda. Sanayi toplumundan bilgi toplumuna geçişte ekonomik düzen kabuk değiştiriyor. Artık nesiller zamana ayak uydurmakta zorlanıyor.

Firmaların vizyonlarını gerçekleştirme yolunda belirlemiş oldukları misyonlarını, kuvvetli ve etkin olarak kullanabilecekleri teknolojik bir altyapı ile güçlendirmeleri gerekiyor. Teknolojideki artan değişim ve bunun getirdiği hız ve kolaylık ile çok miktarda verinin toplanıp iletilerek hızla işlenebilmesi, firmaların iş yapış tarzlarını ve süreçlerini önemli ölçüde değiştiriyor. Buna paralel olarak teknolojideki değişim ve gelişimler tüketicilerin beklenti ve isteklerinde de değişikliklere neden oluyor.

Günümüzde internetin yaygınlaşmasıyla birlikte bilgiye ulaşmak daha kolaylaştı. Bu bağlamda bilgi tüm insanlığın malı ve çağımız da bilgi çağı. İnternetin coğrafi mesafeleri ortadan kaldırmasıyla internet üzerinden görüşmeler ve bilgi paylaşımları hızla artıyor. Çok değerli bilgi ve verileri içeren bazı veritabanlarına direkt ve ücretsiz olarak ulaşmak ve gelişen teknolojilerle birlikte ulaşılan bu bilgileri işlemek daha da kolaylaştı. Artık üretmek değil, üretilen ürün ve hizmetleri, mevcut bilgileri farklı şeklide işleyerek pazarlamak daha önemli hale geldi. Bu nedenle firmaların rekabet edebilirliklerini ve yeniliğe yönelik e-beceriler konusunda kendilerini geliştirmeleri önem taşıyor.

Bilişim ve iletişim teknolojilerinde yakalanması güç bir hızda gerçekleşen değişimde, en azından temel taşları bilip kullanan ve gerekli olanlar konusunda uzmanlıklarını artıran firmalar gelecekte de varlıklarını sürdürebilecekler. Güncel bilgisayar donanımları, internet üzerinden e-pazarlama, internet tabanlı ve mobil uygulamalar, içerik yönetim sistemleri, kurumsal kaynak planlama, müşteri ilişkileri yönetimi, CAD/CAM, satış otomasyon yazılımları gibi e-beceri araçlarını doğru şekilde seçmek, kullanımları konusunda yetkin personele sahip olmak, firmalarımızın bilgiye dayalı küresel rekabette yetenek havuzlarını oluşturan modern donanımları haline geldi.

İç pazarda ve dünya pazarlarında zaman geçtikçe artan rekabetle mücadele edebilmek, son zamanlarda yaşadığımız gibi ekonomik kriz dönemlerini atlatmak ve hatta krizleri fırsata dönüştürerek daha güçlü olabilmek, büyümenin getirdiği koşulların altından kalkabilmek için firmaların e-dönüşüm geçirmeleri ve bir yetenek havuzu oluşturmaları şart.

Gelişen teknoloji ve internet, hayatın her alanında kolaylıklar sağlıyor. Bunlardan etkin bir biçimde yararlanmak, firmaların daha verimli çalışmasına, doğru ve hızlı kararlar alabilmenin bir getirisi olarak fark edilmelerine, işlerini büyütmelerine, ihracat ile dünyaya açılmalarına destek veriyor.

Tüm işletmelerin %99’unu oluşturan KOBİ’ler arasında elli kişi altında çalışanı olanların oranı %93 olarak belirlenmiş. Ekonomiye kattıkları değer açısından mikro, küçük ve orta ölçekli firmaların teknoloji kullanımının faydalı olduğuna inanmaları ve teknoloji kullanım oranlarını artırmaları bu açıdan çok önemli. İhtiyaçlara yönelik çözümlerin kullanılmasıyla firmalar bilginin değerini, zamanla artan güçlerinde görecekler.

E-dönüşüm dediğimizde, temelde bilişim ve iletişim teknolojilerinin kapsandığı elektronik alanda olan değişiklikler akla gelse de bunun yanında; etik, ekonomik, ekolojik, ergonomik, elastik ve estetik değişimlerin de bu kavramın içinde olduğunun bilincinde olmak gerekli.

Diğerlerine göre iyi olan ürünler, hizmetler veya çözümler, kötü olanlarını piyasadan kovar. Sadece ayakta kalabilmenin hedef olmaktan çıkıp mevcut koşullarda öne geçmenin öncelikli hedef olarak ele alınması gerekli. Bunun için firmaların kurumsal etik değerlere sahip olması önem arz ediyor. Yasal zorunluluk haline gelmeden önce bazı gerekli uygulamaları hayata geçiren firmalar, rakiplerine göre avantaj sağlıyor, kendileri gibi kurumsal etik değerlere sahip firmalardan oluşan bir havuzda bulunarak yepyeni çalışma ilişkileri kuruyor.

Firmaların ayrıca içinde bulundukları topluma, insanlığa ve bunların geleceğine kurum olarak katkıda bulunmaları da gerekli. Toplum yararına projeler üreten, çevreye, insanlığa saygı duyan, sosyal sorumluluk projeleri üstlenen firmalar hem bölgelerinde, hem ulusal, hem de uluslararası alanda ön plana çıkıyorlar. Bunları yapmayan firmalar ise geleneksel kalmaya devam edip ekonomik güç kayıpları sonucu zamanla yıpranıyorlar.

Geçmiş dönemlerde ürün ve hizmet sunucuları, ürün ve hizmetlerinin kullanıcılarını rahat bir şekilde yönlendirebiliyorlardı. Günümüzde ise kullanıcılar, ürün ve hizmetlerin tanımlama ve hatta tasarım süreçlerine bile doğrudan katılıyorlar. Kurumlar, kuruluşlar ve bireyler birbirleriyle doğrudan ve etkileşimli bir biçimde iletişime geçebiliyorlar.

Rekabette başarı için, bir ürün veya hizmetin tasarım aşamasından kullanım veya tüketim aşamasına kadar yer alan her türlü kurum, kuruluş ve kişiler birer sosyal paydaş olarak görülmeli. Çalışanların kendilerine söylenenleri yapmalarından ziyade, katılımcı yönetim ile hedefe yönelik faaliyetleri gerçekleştirmeleri sağlanmalı.

Etik değerlere sahip, rakiplerine nazaran tüketiciye ekonomik ürünler sunan, çevreye duyarlı ürünler tasarlayan ve çevre dostu üretim yapan, değişen tüketici ihtiyaçlarına uygun ergonomik tasarımlar yapan, ürün ve hizmette esnek çözümler sunabilen, yenilikçi yaklaşımlarla ürün ve hizmetlerine tercih edilmelerini kolaylaştıracak özellikler katan firmalar rekabette bir adım öne geçeceklerdir.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– “Çorlu TSO” gazetesi Mart 2011 sayısı
– 22.03.2011 tarihli kişisel bloğum
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Nisan 2011 sayısı