Hasta firmaya reçete yazan doktor*

Günün birinde bir Amerikan işletmesinde bir hekimin ortaya çıktığı ve yöneticiye bir gizli formül sunduğu anlatılır. Yönetici incinmiş bir halde tepki verir ve hekime, hastaları ile ilgilenmesinin daha doğru olacağını söyler.

Hekim “hasta bir firmaya bir reçete yazmak da benim görevim” der ve yöneticinin kendisini 20 saniye dinlemesini ister. Yönetici bu 20 saniyeyi ona bahşeder, Hekim şunları söyler:

Önem sırasıyla yönetici olarak mutlaka sizin halletmeniz gereken 6 görevi sayın ve bu görevleri özenle yerine getirin. Kalan bütün işleri personelinize devredin.

“Reçeteniz bu mu?” diye yönetici sorar.

Hekim yanıtlar: “Deneyin. Yararsız olduğunu görürseniz bana para ödemezsiniz. Ama etkisini fark ederseniz, bana da bunun sizin gözünüzdeki değerini ödersiniz.”

Yönetici reçeteye göre çalışma biçimini değiştirir ve şaşırtıcı sonuçlara ulaşır. Bir süre sonra hekim bir mektupla birlikte 25.000 dolarlık bir çek alır.

Bir Çinli yazara göre, her süreçte gerçekten önemli noktalar tüm unsurların oldukça az bir yüzdesini kapsar ve reçetenin özünde yatan gerçek budur. Eğer bu az sayıdaki nokta doğru belirlenirse, tüm diğer yararları da olabildiğince sorunsuz sağlamak mümkündür.

 

* Kaynak: Yöneticiler İçin 36 Strategem – Harro von Senger

Rekabette rehavete yer yok

Güney Kore, bir dönem aynı mahallede hayat mücadelesi verdiğimiz, sınıf arkadaşımız, komşu evin çocuğu. Hayat zaman geçtikçe bizi komşu çocuklardan uzaklaştırabiliyor da yakınlaştırabiliyor da. Sanırım bu sefer biz kendi hayat mücadelemizi verirken, komşu çocuk kendi mücadelesinde bize fark atmışa benziyor.

Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında 500 milyar dolar ihracat yapacağımızı kafaya koyduk ve bunun için mücadelemizi veriyoruz. Hatta dedik ki dünyada onuncu büyük ekonomi olacağız. Aşağıdaki 2011 yılı verilerine göre hazırlanmış tabloda da görüleceği üzere sanki komşu çocuk biz çift dikiş giderken sınıfları başarılı adımlarla geçmişe benziyor.

GK_tablo1

2011 yılı verileri neden? Çünkü bizim ulaşmak istediğimiz 500 milyar dolarlık ihracat hedefine Güney Kore 2011 senesinde ulaştı. Mevcutta durum nasıl dersek; biz son üç senedir kilitlenip kaldığımız 150 milyar dolarlık seviyeden henüz yukarıya çıkamadık. Son ayki (Nisan 2015) ihracatımız bir önceki yılın aynı dönemine göre %10 azaldı. Bununla beraber bir de on yedinci büyük ekonomi olmaktan on dokuzuncu büyük ekonomiliğe düştük.

GK_grafik1

Sanki dünya ile rekabette olduğumuzu unutmuş, komşu kıza abayı yaktığımızdan mıdır nedir bilinmez, dünya ile ilişkimizi kesmişiz gibi. Ya da biz nasıl olsa biz tavşanız, bir kestirip uyanınca kaplumbağaları bir çırpıda geçiverecekmişiz gibi mi düşünüyoruz.

Halbuki rekabette rehavete yer yok. Dilerseniz Güney Kore örneğinden devam edelim ve son 14 yılki dış ticaret verilerimizi aşağıdaki grafik ile karşılaştıralım.

GK_grafik2

Rekabette rehavete yer yok

Umarım grafikteki karşılaştırma motivasyonu bozucu veri olarak algılanmaz. Bilakis yapılacak to do list’lere ilham kaynağı olacaktır. Hastanın iyileşmesi için acı ilacı içmesi gerekiyorsa içmelidir. Acı ilaç ertelendikçe hastalık yayılmaya devam edecek, iyileşme umutları da azalacak.

Rekabette yer almak isteyen herkesin Güney Kore örneğinden çıkaracağı dersler var. İncelemekte ve bize dersler verilmeden önce, gerekli dersleri almakta fayda olduğu kanaatindeyim.

Çığlık atmaktan vazgeçmeyin

 

Yolcular uçağın yanında otobüsten inmişler. Bavullarını gösteriyorlar. Bir bakmışlar uçak şirketinin minibüsü yanlarında durmuş. İçinden kaptan pilotla, yardımcı pilot inmişler. Yolcular fena halde şaşırmışlar. Nasıl şaşırmasınlar? Kaptan pilotun elinde bir beyaz baston, kolunda üç noktalı bant. Yardımcı pilotun elinde bir köpek tasması. Tasmanın ucunda bir köpek. Sağa sola çarparak öylece ilerliyorlar uçağa.

Günlerden 1 Nisan değil ama, “Şaka herhalde” demiş yolcular ve doluşmuşlar uçağa. Uçak pistte hızla ilerlemeye başlamış. Yolcuların gözleri camda. Uçak hızlanmış. Yolcular endişelenmeye başlamışlar. Uçak daha hızlanmış. Pistin sonu hızla yaklaşmaya başlamış. Uçak iyice hızlanmış. Bazı yolcular paniklemiş, dua etmeye başlamışlar. Uçak son hıza ulaşmış. Bu arada pistin sonuna da ulaşmış. 100 metre sonra betonun bitip çimlerin başladığını gören yolcular dehşet içinde çığlığı basmışlar. Tam o anda da kaptan pilot levyeyi sonuna kadar çekmiş. Uçak tam pist biterken tekerleklerini yerden kesmiş, havalanmış.
Kaptan pilot arkasına yaslanmış derin bir nefes almış ve yardımcı pilota dönmüş:
Biliyor musun? Bir gün çığlık atmakta gecikecekler ve hep birlikte geberip gideceğiz!

Dünyada nice kör yöneticiler var. Çığlık atmaktan vazgeçmeyin…