İyiden mükemmele ulaşmayı istemek

İyiden mükemmele ulaşmayı istemek

Aşağıdaki alıntıda geçen kirpi konsepti, otobüse doğru insanları bindirmek, mükemmel şirket gibi kavramlar ve çok daha fazlası için, Jim Collins‘in “İyiden Mükemmel Şirkete” kitabını okumanızı tavsiye ederim. Okumaya devam et

Kurum kültürü ve maymunlar

Kurum kültürü

Her insanın bir ruha, bir kişiliğe sahip olması gibi, en küçüğünden en büyüğüne kadar tüm işletmeler de birer kurum kültürüne sahipler. Mikro veya küçük bir işletmelerde kurumun kültürü direkt olarak işletme sahibinin kültürüne denk geliyor. İşletme faaliyetlerini sürdürdükçe farklı işletmelerle muhatap olduğunda ve işler büyüdükçe kadrosuna yeni çalışanlar kattığında işletme kültürü ufak ufak değişime uğramaya başlıyor. Okumaya devam et

Belli sınırlar dahilinde özgürlük ve sorumluluk*

Bir pilot düşünün. Binlerce düğmenin, karmaşık aygıtların arasında, 84 milyon dolarlık bir makinenin tepesinde oturmaktadır. Yolcular sırayla merdivenleri çıkıp bavullarını baş üstlerindeki bagajlara yerleştirir, hostesler herkesi yerine oturtmaya çalışırken o da uçuş öncesi kontrol listesine bakar. Sistematik olarak her bir kalemin üzerinde durur.

Kalkış öncesinde kuleyle temasa geçer ve hangi piste çıkacağı, hangi yolu kullanacağı, hangi yöne kalkacağı konularında verilen talimatlara göre hareket eder. Kalkış iznini almadan asla kalkmaz. Kalkıştan sonra da kuleyle temasını kesmez ve hava trafik sisteminin sıkı sınırları dışına çıkmaz.

Diyelim ki ineceği yere yaklaşırken bir fırtınaya yakalanır. Rüzgâr, uçağın kanatlarını aşağı yukarı sallamaktadır. Yolcular pencereden yeri değil, kapkara bulutları ve hızlı yağmur damlalarını görmektedir. Hostes, “Bayanlar baylar, lütfen yerlerinize oturup kemerlerinizi bağlayın ve koltuklarınızı dik duruma getirin. Kısa süre içinde inmiş olacağız” diye anonsunu yapar.

Rüzgârın uçağın kanatlarını sallamasıyla ve şimşeklerin görüntüsüyle sinirleri bozulan acemi uçak yolcuları, “Umarım fazla erken inmeyiz” diye düşünürken, tecrübeli yolcular gazete okumakta, koltuk komşularıyla sohbet etmekte ve indiklerinde yapacakları toplantılara hazırlanmaktadırlar. Akıllarında tek düşünce vardır: “Daha önce de böyle fırtınalar gördüm. Güvenli değilse pilot inmez zaten.”

Güvenli olduğunu düşünen pilot inmeye başlar. Tekerlekler açılır. 100 tonluk ağırlığı ve saatte 200 kilometreyi geçen hızıyla uçak piste tekerlek koyacakken bir anda motorlar tekrar gürülder. Yolcular koltuklarına yapışır ve uçak tekrar yükselmeye başlar. Havada büyük bir daire çizerek tekrar piste doğru ilerler. O sırada hoparlörün cızırtısı duyulur. Pilot, “Sayın yolcular, ters rüzgâr nedeniyle inişi pas geçtik. Bir kez daha deneyeceğiz” anonsunu yapar. İkinci denemede rüzgâr yatışmıştır ve uçak salimen yere iner.

Şimdi biraz geri gidip düşünelim. Pilot, çok sıkı bir sistem içinde hareket etmektedir. Sistem dışına çıkamaz. (Pilotun şöyle bir anons yapmasını herhalde istemezsiniz: “Sayın yolcular bir yönetim kitabında yeni okudum, yeni moda yönetim anlayışı gereğince yaratıcılığa olanak tanınıyormuş. Daha serbest davranabiliyor, aklınıza gelen fikirleri deneyebiliyormuşsunuz. Şimdi ben de bu modaya uyup biraz heyecanlı bir uçuş gerçekleştireceğim“) Ama havaalanı müsait değilse başka bir havaalanına inmek gibi en kritik kararları veren, yine odur. Sistemin kuralları ne kadar sıkı olursa olsun tam orta yerde duran bir gerçek vardır: uçağın sorumluluğu ve yolcuların güvenliği bütünüyle pilota aittir.

Burada anlatmaya çalıştığım şey, şirketlerin de hava trafik sistemi gibi sistemlere sahip olması gerektiği değil. Netice itibariyle bir şirketin sistemi başarısız olursa yüzlerce insan çelik yığınları içinde ateş topları gibi can vermez. Uçakta size berbat ikram yapmış olabilirler ama yere tek parça halinde ineceğinize eminsinizdir. Bu benzetmede söylenmek istenen şudur: İyiden mükemmele dönüşmüş şirketlerin içine baktığımızda, aynı pilotlarda olduğu gibi gelişmiş bir sistemin oluşturduğu belli bir çerçeve dâhilinde özgürlüğe ve sorumluluğa yer verildiğini görürüz.

 

* Kaynak: “İyiden Mükemmel Şirkete” – Jim Collins

Küçük bir firma bir strateji ile nasıl büyütülür?*

İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Japonya’da 5 büyük ve ünlü inşaat firması inşaat sektörünü elinde tutuyordu. Bu bakımdan inşaat piyasası çok açıktı. Ama burada bir de küçük inşaat firması yer alıyordu. Bu firmanın hırslı yöneticisi mutlaka büyüklere yanaşmak istiyordu.

Bu amaçla ülkenin önemli gazetelerine hatırı sayılır miktarlarda para ödedi ve “bu 5 büyük firmadan birinin ilanının yanında her zaman kendi firmasının ilanının da devreye sokulması” konusunda anlaştı. Bunun aksine gazetede kendi firmasının ilanı çıkacağı zaman da daima “diğer 5 firmanın adının kendi firması ile birlikte bir solukta anılmasını” sağladı. Böylece halkın gözünü yanıltarak, kendi firmasının gerçek büyüklüğünün doğru algılanmasını önledi.

İlanlar sayesinde firmanın müşteri sayısı zamanla arttı. Firma, bu müşterilerini hiç hayal kırıklığına uğratmadı ve verdiği yüksek nitelikteki hizmetle onları sürekli memnun etti.

Firmanın yöneticisi 3 yıl sonra bu sayede, halkı, bir tanesi kendi firması olmak üzere ülkede 6 büyük inşaat firması olduğuna inandırmış ve kendi işletmesinin kusursuz çalışması sayesinde de hedefine ulaşmıştı: Onun firması artık gerçekten altıncı büyük Japon inşaat firması idi.

 

* Kaynak: Yöneticiler İçin 36 Strategem – Harro von Senger

Hasta firmaya reçete yazan doktor*

Günün birinde bir Amerikan işletmesinde bir hekimin ortaya çıktığı ve yöneticiye bir gizli formül sunduğu anlatılır. Yönetici incinmiş bir halde tepki verir ve hekime, hastaları ile ilgilenmesinin daha doğru olacağını söyler.

Hekim “hasta bir firmaya bir reçete yazmak da benim görevim” der ve yöneticinin kendisini 20 saniye dinlemesini ister. Yönetici bu 20 saniyeyi ona bahşeder, Hekim şunları söyler:

Önem sırasıyla yönetici olarak mutlaka sizin halletmeniz gereken 6 görevi sayın ve bu görevleri özenle yerine getirin. Kalan bütün işleri personelinize devredin.

“Reçeteniz bu mu?” diye yönetici sorar.

Hekim yanıtlar: “Deneyin. Yararsız olduğunu görürseniz bana para ödemezsiniz. Ama etkisini fark ederseniz, bana da bunun sizin gözünüzdeki değerini ödersiniz.”

Yönetici reçeteye göre çalışma biçimini değiştirir ve şaşırtıcı sonuçlara ulaşır. Bir süre sonra hekim bir mektupla birlikte 25.000 dolarlık bir çek alır.

Bir Çinli yazara göre, her süreçte gerçekten önemli noktalar tüm unsurların oldukça az bir yüzdesini kapsar ve reçetenin özünde yatan gerçek budur. Eğer bu az sayıdaki nokta doğru belirlenirse, tüm diğer yararları da olabildiğince sorunsuz sağlamak mümkündür.

 

* Kaynak: Yöneticiler İçin 36 Strategem – Harro von Senger