Louis ve Regina Borgenicht’in hikâyesi

Louis ve Regina Borgenicht

Louis Borgenicht

 

1889’da Louis ve Regina Borgenicht, Hamburg’dan Amerika’ya giden bir okyanus yolcu gemisine bindiler. Louis, o zamanlar Polonya sınır­ları içinde bulunan Galiçya’dandı. Regina ise Macaristan’ın küçük bir kasabasındandı. Daha birkaç yıldır evliydiler ve küçük bir çocukları var­dı; ikincisi de yoldaydı. 13 günlük yolculuk boyunca, makine dairesinin üzerindeki güvertede, hasır döşekler üzerinde uyudular; gemi inip kalk­tıkça ranzalarına sımsıkı tutunuyorlardı. New York’ta tek bir kişiyi tanıyorlardı: Borgenicht’in 10 yıl önce göç etmiş olan kız kardeşi Sallie. En iyi olasılıkla birkaç hafta yetecek kadar paraları vardı. O yıllarda Amerika’ya giden diğer göçmenlerin pek çoğu gibi, onların işi de şansa kalmıştı.

Louis ve Regina Manhattan’ın aşağı doğu yakasındaki Eldridge Caddesi’nde ayda 8 dolara minik bir daire buldular. Sonra Louis iş bul­mak için kendini sokaklara attı. Seyyar satıcılar, meyve satıcıları ve el arabalarıyla dolu kaldırımlar gördü. Eski Dünya’da tanımış olduğu her şey buradaki gürültü, hareket ve enerjinin yanında küçücük kaldı. Önce ezildiğini hissetti, sonra canlandı. Kız kardeşinin Ludlow Caddesi’ndeki balıkçı dükkânına gitti ve onu kendisine borç olarak ringa balığı ver­meye ikna etti. İki fıçı balıkla kendine kaldırımda bir dükkân kurdu; fıçıların üzerinden ve arasından atlayarak Almanca şarkı söyledi:

Kızartmak için

Fırınlamak için

Buğulamak için

Afiyetle yemek için

Ringa balığı her öğün iyi gider

Ve uygundur her bütçeye!

Hafta sonu geldiğinde 8 dolar toplamış durumdaydı. İkinci hafta ise 13 dolar. Bunlar azımsanmayacak miktarlardı. Ancak Louis ve Regina sokakta ringa balığı satmanın onları olumlu, yapıcı bir işe nasıl ulaş­tırabileceğini göremiyorlardı. Bu durumda Louis el arabasıyla seyyar satıcılığı denemeye karar verdi. Havlu ve masa örtüsü sattı; fazla şansı yoktu. Defter satışına geçti; sonra muza, sonra kadın ve erkek çorapları­na. El arabalarının gerçekten geleceği var mıydı? Regina ikinci çocuğu­nu doğurdu, bir kızı oldu ve Louis’in durumu ivedilik kazandı. Şimdi dört boğazı beslemesi gerekiyordu.

Yanıtı, aşağı doğu yakasının sokaklarında gidip geldiği beş günün sonunda, tam da umudunu yitirmek üzereyken buldu. Ters çevrilmiş bir kutunun üzerine oturmuş, öğle yemeği için Regina’nın ona hazır­lamış olduğu sandviçi gecikmiş olarak mideye indiriyordu. Bulmuş­tu işte; giysiler. Çevresinde her yerde dükkânlar açılıyordu; takımlar, elbiseler, tulumlar, gömlekler, etekler, bluzlar, pantolonlar, hepsi de kullanıma hazır giysilerdi. Giysilerin evde elde dikildiği ya da terzilere sipariş edildiği bir dünyadan gelen biri için bu bir uyanıştı.

Yıllar sonra kadın ve çocuk giysilerinde varlıklı bir üretici haline gel­diğinde şunları yazacaktı Borgenicht: “Burada benim için en şaşırtıcı şey giysilerin niceliği değildi -gerçi bu da başlı başına bir mucizeydi­. Benim için şaşırtıcı olan Amerika’da yoksul insanların bile bir dükkâna girip ellerinde gereksinimleri olan şeyle çıkabilmeleri ve böylelikle kendi giysilerini dikmek gibi tatsız, zaman alıcı bir işten kurtulmalarıydı. Orada girilebilecek bir alan vardı, heyecan duyulacak bir alan.”

Borgenicht küçük bir defter aldı. Gittiği her yerde insanların neler giydiğini ve bunlardan hangilerinin satılıyor olduğunu yazdı; erkek giysileri, kadın giysileri, çocuk giysileri. “Yeni” bir parça bulmak istiyordu; insanların giydiği, ancak henüz dükkânlarda satılmayan bir şey. Dört gün daha sokaklarda gezdi. Son günün akşamı eve dönerken seksek oynayan altı kız gördü. Kızlardan biri elbisesinin üzerine mi­nik süslü bir önlük giymişti; önü kısa tutulmuş, arkadan bir bağcıkla bağlanmıştı ve Borgenicht ansızın fark etti ki son günlerde aşağı doğu yakasındaki giyim mağazalarını amansızca incelerken bu önlüklerden satıldığını hiç görmemişti.

Eve geldi ve bunu Regina’ya anlattı. Regina’nın Amerika’dan geldiklerinde satın almış oldukları eski bir dikiş makinesi vardı. Ertesi sabah Louis, Hester Caddesi’ndeki bir manifaturacıya gitti ve 90 metre ekose kumaş ile 45 metre beyaz ekstrafor satın aldı. Minik daireleri­ne geri döndü ve malzemeleri yemek odasındaki masanın üzerine koy­du. Regina -bebekler için küçük boylarda, çocuklar için daha büyük boylarda olmak üzere- ekose kumaşı kesmeye başladı ve 40 adet önlük çıkardı. Sonra bunları dikmeye başladı. Gece yarısı o yatarken, göre­vi kaldığı yerden Louis devraldı. Regina gündoğumunda kalkarak ilik açmaya ve düğme dikmeye başladı. Sabah 10’da önlükler hazırdı. Louis onları kolunun üzerine yığdı ve soluğu Hester Caddesi’nde aldı.

“Çocuk önlükleri! Küçük kızlar için önlükler! Renkliler 10 sent! Be­yazlar 15 sent! Küçük kızlar için önlükler!”

Saat 1’e geldiğinde 40’ı da satılmıştı.

Hester Caddesi’nden eve tüm yolu koşarak geldi ve Regina’ya seslen­di: “Canım, işimizi bulduk!

Regina’yı belinden yakaladı ve durmaksızın döndürmeye başladı.

“Bana yardım etmelisin” diye bağırdı. “Birlikte çalışacağız! Canım, bu bizim işimiz.“*

 

Kaynak: Outliers (Çizginin Dışındakiler), Malcolm Gladwell

Girişimcilik ateşi

Girişimciliği bana sorsanız basit anlamda insanların içlerine düşen fikir ateşini hayata geçirmek için ellerinden gelenleri yapmaları olarak tanımlarım. Benzetmelerimi ateş ve yangın üzerinden yapacağım, mecazi anlamda kullandığımı baştan belirtmek isterim.

Her şey girişimcinin içine bir fikir ateşinin düşmesiyle başlar. Öyle ki bu, tıpkı bir aşk ateşi gibidir. Girişimcinin aklına bu ateş düştükten sonra girişimci, bu fikir etrafında düşünmeye, fikrini çalışır durumda hayal etmeye ve hayata geçirmek için gerekenler üzerine kafa yormaya başlarken bulur kendini bir anda.

Yangınların çıkış nedenleri bazen kasıtlı olsa da bazen tesadüflere bağlıdır. Bazı yangınlar ise başka şeyler gerçekleştiğinde ortaya çıkar. Girişim fikirleri de bazen karşılaşılan durumlarda bir kıvılcımla ortaya çıkabileceği gibi; emeklilik, işten çıkarılma, babadan işi devralma gibi tetikleyici unsurlar sonrasında da ortaya çıkabilir.

Bazı havalar ateşin büyümesine ve yangına dönüşmesine elverişliyken bazı havalar da ateşin yavaş ilerlemesine ve hatta sönmesine neden olabilir. Bunlara ekonominin iyiye gittiği dönemlerde, tüketimin artması rüzgârını da ardına alarak birçok girişimin başarı yolunda hızla ilerlemesini; ekonominin kötüye gitmeye başlamasıyla birlikte ise tüketim daraldıkça birçok girişimin kötüye gitmesini ve hatta kapanmasını örnek olarak verebiliriz.

Bir başka örnek olarak kuşaklar arası değişimi ve kuşakların değişime sağladığı uyumu verebiliriz. X kuşağı yöneticilerinin yerini Y kuşağı yöneticilerin almaya başlamasıyla birlikte, işletmelerin iş yapış tarzlarındaki değişimler, teknolojinin daha çok işletme proseslerine entegre edilmesi gibi örneklerden söz edebiliriz. Burada kuşakların ateşi yangına dönüştürmede katalizör görevi yaptığını, dünyadaki değişime ayak uydurmada güçlük çeken kadrolarla mücadele eden firmaların ise bu katalizörleri kullanmadan yangına dönüşmeden ateş olarak kaldığını öngörebiliriz.

Ateşin büyümesi sadece hava koşullarıyla değil, arazi koşullarıyla da ilgilidir elbette. Bazı araziler yangının yayılması için müsaitken, bazı arazilerde yangının yayılmaması için tedbirler alınmış olabilir veya doğal olarak bu araziler ateşin yayılmasına engel olacak yapıda olabilir.

Burada arazi ile yangın arasında bir rekabet söz konusudur. Tıpkı girişimcilikte olduğu gibi. Bazı arazilerde yangınla mücadele etmek kolay iken bazı arazilerde para gerektiren, teknoloji gerektiren mücadeleler vermek gerekebilir. Sarp arazilerde yer ekipleri başarılı olamazken havadan uçak veya helikopterlerle mücadele etmek gerekecektir. Bu da ekstra çaba, maliyet, yetenek gerektirecektir. Son yıllarda girişimcilik ikliminin geliştirilmesi için birçok adım atılmış durumda ve atılmaya da devam ediyor.

Bazı durumlarda bu ateş, büyümeyecek olsa da büyümeye elverişli bir başka ateşi tetiklemeye yarayabilir. İşin başlangıcında fikrine âşık olan ve ateşin büyüyeceğini düşünen girişimci, işin gidişatına göre işin olmayacağına kanaat getirdiğinde, bir kıvılcım sıçramasıyla ateşi bir başka uygun ortama geçirerek yoluna devam edebilir. Bu süreç esnasında fikrini hayata geçirmek için uğraşırken, fikir başka bir yöne doğru gelişebilir. Buna bir nevi pivot etme de diyebiliriz.

Baktı ki girişimci ateşi bir başka yere sıçratamıyor, iş fikri ne yaparsa yapsın gerçekleşmesi olanaksız gözüküyor, bu durumda da tıpkı sirklerde ateşle oynayan adamların ateşi ağızlarına sokarak söndürmesi gibi girişimci de olmayacağına kanaat getirdiği ve pivot edemediği bu fikrini söndürmesini bilmelidir.

İnsanın içine aşk ateşi düşmeden aşkı sadece anlatılanlardan tanıması mümkün olmadığı gibi, insanın içine girişim ateşi düşmeden de girişimciliği sadece anlatılanlardan tam olarak anlaması mümkün değil. Sizlerin içine de girişimcilik ateşinin düşmesi dileğiyle.

Deniz kızı stratejisi

Girişimciler genellikle ilk girişimlerinde başarılı olamıyorlar. İstatistikler girişimcilerin başarılı olmadan önce en azından dört kez başarısız olduklarını gösteriyor. TOBB’un istatistiklerine göre, Türkiye’de kurulan işletmelerin %24’ü ilk 2 yıl içerisinde, %27’si kurulduktan 2-4 yıl içerisinde, %12’si de kurulduktan 4-6 yıl içerisinde yok oluyor. Yine ATO’nun istatistiklere göre Türkiye’de şirket yaş ortalaması 12 yıl.

Tecrübesiz girişimcilerin yaptığı önemli hataların başında, birden fazla iş fikrine âşık olmaları ve hepsini birlikte hayata geçirmeye çalışmaları geliyor. Oysa iki işi aynı anda yapmaya çalışmak, ikisine de gereken ilgiyi, kaynağı ayırmayı mümkün kılmıyor, dolayısıyla bu iki iş için de iyi olmuyor. Tıpkı bir deniz kızı gibi.

Deniz kızı stratejisi

Deniz kızı ne bir kadındır ne de bir balık. Her iki işi de yapamaz. Bu yüzden girişimcinin öncelikle stratejisini belirlemesi, bu stratejiye göre tek bir işi yapması ve bunu da rekabet içerisinde gerçekten iyi yapması gerekli.

Konuyu avcı örneğiyle genişletelim. Tavşan avlamaya çalışan avcı kırda dolaşırken üç tavşan görür ve üçünü birden yakalamaya çalışırsa sonuçta hiçbirini yakalayamaz. Bir defada bir tavşan yakalamaya çalışan avcı çok daha başarılı olur.

Girişimcinin objektif bir biçimde aklındaki iş fikirlerini teke indirgemesi ve tüm kaynaklarını bu iş fikri üzerine odaklaması gerekiyor.