İhracatta engeller*

TIR_kuyrugu

Dış ticaret dediğimizde işin içerisine hem ihracat hem de ithalat giriyor. Şahsen benim gönlüm hep ihracattan yana. Çünkü dış ticaret hacmimiz giderek arttıkça milyar dolarlar mertebesinde büyüyen bir dış ticaret açığımız var. Bu açığı kapatmanın yolu ise ithalatı azaltırken ihracatı artırmaktan geçiyor. Bu nedenledir ki ithalatta kota ve gözetimler gibi önlemler artırılırken ihracata giderek artan bir şekilde çeşitli teşvikler ve destekler veriliyor.

Aradaki farkı azaltmanın yolu ise ar-ge ve inovasyona dayalı, markalaşmış ürün ve hizmetlerin üretim ve ihracatını artırmaktan geçiyor. Mevcut durumda ithal ara malzemelere, genellikle emeğe dayalı bir katma değer ekleyerek yapılan üretim sonucu ortaya çıkan ürünlerin ihracatını yapıyoruz. Katma değerin büyük bir kısmı ara malzemelerin ithalatına gidiyor ve ihraç edilen ürünlere işçilik dışında çok fazla bir katma değer eklenmiyor. Ülkemiz dünyanın on yedinci büyük ekonomisi olmasına rağmen, yüksek teknolojili ürün ihracatında otuz dokuzuncu sırada yer alıyor. Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu verilerine göre, yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayi ihracatı içindeki payı 2014 yılı ilk çeyreğinde %3,8 olarak gerçekleşmiş iken, ithalat içindeki payı ise %14 olarak gerçekleşti. 2023 ihracat stratejimizde yüksek teknolojili ürünlerin imalat sanayii ihracatı içindeki payı hedefimiz ise %8 olarak belirlenmiş durumda.

Bu noktada TÜİK’in istatistiksel verilerine dayanarak bazı ilginç dış ticaret rakamlarımızdan örnekler verelim. 2013 yılı itibariyle yaklaşık 250 milyar doları ithalat ve 150 milyar doları ihracat olmak üzere 400 milyar dolarlık bir dış ticaret hacmine ulaşmış durumdayız. Geçmişe baktığımızda, sadece 1930 ve 1976 yılları arasında ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranı %100’den fazla olarak gerçekleşmiş ve ülke olarak dış ticaret fazlası vermişiz. 1947 yılından itibaren ihracatımız ithalatımızı karşılama oranı %100’ün altına düşmüş ve 1975 yılında dip seviye olarak %29,6’yı görmüş. Son yıllarda bu oran %60’lı rakamlarda sıkışmış durumda. Nitekim 2013 yılında %60,3 olarak gerçekleşti.

Peki engeller neler

İhracatın önündeki en büyük engellerden birsi aslında firma yönetimleri. Öyle ki ihracatı bir saygınlık göstergesi olarak görüp komşu firma ihracat yaptı diye ihracat yapmak isteyen, ancak alt yapısı buna uygun olmayan firmalarda çeşitli problemler yaşanabiliyor. Sadece istemek değil her anlamda gerekli altyapıyı oluşturmakta fayda var. Yoksa sadece denedik olmadı şeklinde bir macera olarak kalıyor, firmalar açısından sürdürülebilir olmuyor.

Girişimci ruha sahip firmalarımızın ihracatta engellerinden bir diğeri; doğru hedef pazar belirleyememeleri, belirledikleri hedef pazarı doğru analiz etmemeleri ve özellikle de hedef pazarın yabancı dili ve kültürüne yeterli önemi vermemeleri olarak söylenebilir. Dünya ticaretinde bazı pazarlar firmalar için çeşitli fırsatlar sunuyor olabilir. Bu pazarlarda iş yapma kültürleri ve dil konusuna hâkim olmak önem arz ediyor. Bu konularda firmalar İhracat Bilgi Platformu’nun ülke masaları (www.ibp.gov.tr/pg/section-pg-ulke-ndx.cfm), Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) (www.deik.org.tr) iş konseyleri, ilgili ülkelerde bulunan ticari ataşelikler (www.musavirlikler.gov.tr) gibi farklı noktalardan destek alabiliyor. Hedef ülkenin dili firma için problemse iletişim için her iki tarafın da hâkim olduğu ortak bir yabancı dilin olması önemli.

İhracat yapan firmalar için, hedef pazarlarındaki toplumsal değerler ve kültürel yapı da ürünlere olan talebi ve pazarlama yöntemlerini etkileyebiliyor. Sunulan ürün veya hizmetin, hedef pazardaki din, dil, aile yapısı, sosyal sınıflar ve toplumsal değerler göz önünde bulundurularak şekillendirilmesi gerekiyor. Ürünün ismi hedef ülke dilinde farklı bir anlama geliyor olabiliyor veya ürün ambalajının rengi ürüne olan talebi azaltabiliyor. Bu nedenle ürünü ve ürünün pazarlamasını etkileyen unsurları, iç pazar için hazırlanmış mevcut haliyle değil hedef pazarı inceleyerek şekillendirmekte fayda var.

Her ülkenin çeşitli alanlarda diğer ülkelerle ortak kullandığı bazı standartlar mevcut. Yine her ülkenin kendi iç pazarlarına ait farklı standartları ve teknik düzenlemeleri olabiliyor ve bunlar ihracatçı firmaların ürün veya hizmetlerini direkt veya dolaylı yoldan etkileyebiliyor. Bu tür durumlara; basınçlı kaplar ve oyuncaklar gibi bazı ürünlerde uyulması gereken CE standardını, kimyasalların kullanımını belirleyen REACH tüzüğünü, etiket ve ambalajlamayı belirleyen CLP tüzüğünü, farklı ülkelerde farklı voltajlarda elektrik kullanımını örnek olarak verebiliriz. Firmaların bu standartları ve teknik düzenlemeleri karşılayabilmek için bazı kalite belgelendirmeleri yapmaları, ürünlerinin hammaddesinden tutun da üretim süreçlerinde kullanılan malzeme ve kalıplara kadar değişikliklere gitmeleri gerekebiliyor.

Her ülke kendi mevcut veya gelişmekte olan sanayilerinde yer alan üreticileri korumak ve desteklemek, dış ticaret dengesi sağlamak gibi farklı amaçlarla gümrüğe gelen ürünlere yüksek gümrük vergileri veya kotalar uygulayabiliyor ve bu tür uygulamalar ihracatçı firmalar açısından engel teşkil edebiliyor. Belki bu noktada hedef pazara başka pazarlar üzerinden giriş yapmak veya hedef pazarda üretim yapmak için ortak bulmak veya ürünleri demonte gönderip hedef pazarda montajını gerçekleştirmek gibi farklı alternatifler uygulanabiliyor.

Bazı ülkeler dış ticaret konusunda kendi aralarındaki ticareti kolaylaştırmak ve artırmak amacıyla serbest ticaret anlaşmaları (STA) imzalıyor. Buna göre taraf ülkeler arasında belirli grup ürünler için gümrük vergileri azaltılarak belirli bir süre sonunda sıfırlanıyor. Bu konuda ülkemiz açısından bir sıkıntı da AB’nin STA imzaladığı ülkelerle Türkiye’nin ayrıca bir STA imzalamak zorunda kalmasından geliyor. AB ile olan gümrük birliği bu tür serbest ticaret anlaşmalarını içermiyor maalesef. Bunun son örneği, AB ile Ukrayna arasında imzalanan STA’dır. Bu noktada Ukrayna ile yürütülen STA müzakereleri önem kazanıyor. Hedef pazar ile ülkemizin STA yok ise, anlaşması olan ülkelerdeki rakip firmalar avantaj elde etmiş oluyor.

Bazı ülkeler ile yapılan ticarette lojistik imkânları ürünlerin hedef pazarda taşınması ve dağıtımında kısıt teşkil edip ekstra masraflara yol açabiliyor. Bazı ülkelerle yapılan ticarette ise para transferinde kambiyo problemleri yaşanabiliyor. Örneğin bankacılık sistemleri gelişmiş ülkelerle akreditif problemleri yaşanmazken, Afrika ülkeleri gibi gelişmekte olan ülkeler ile nakit çalışmak en doğru seçenek olabiliyor.

İhracatı hedefleyen firmaların, dış ticaret konusunda kendilerine bir rota belirlerken karşılaşabilecekleri engeller konusunda önceden gerekli adımları atarak hazırlıklı olmalarında fayda var.

* Yayınlandığı yerler:
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Ekim 2014 sayısı