Siz hangisini tercih ederdiniz?

Bir soru:

İçi tamamen su ile doldurulmuş bir küveti boşaltmak için elinize 3 malzeme verdiler. Bu malzemeler bir kova, bir maşrapa ve bir fincan. Sonra size “Elinizdekiler bunlar, küveti boşaltmak için hangisini tercih edersiniz” diye sordular.

Ne yapardınız?

Herhalde verilenler arasında en büyük olan “kova” olduğu için kovayı seçmek daha mantıklı gibi geliyor. Ama bir yandan da düşünüyorsunuz, bu nasıl bir soru, bunda bir tuhaflık var, acaba kova doğru seçenek olmayabilir mi?

Aşağıdaki anekdotu bir okuyalım:

Akıl hastanesinde çalışan bir doktoru çoktandır görüşmediği bir arkadaşı ziyarete gelmiş. Laf lafı açarken doktorun arkadaşı bir şeyi merak etmiş ve doktor olan arkadaşına, “Bir kişinin akıl hastanesine yatıp yatmayacağını nasıl anlıyorsunuz?” diye sormuş.

Doktor da “Bunu anlamak için bir küveti suyla dolduruyoruz ve hastanın önüne 3 şey koyuyoruz. Bunlar bir kova, bir maşrapa ve bir fincan. Sonra ona küveti nasıl boşaltmayı tercih edeceğini soruyoruz” demiş.

Arkadaşı “Anladım, normal bir insan kovayı tercih eder, çünkü kova maşrapa ve fincandan çok daha büyüktür” demiş.

Doktor olan ziyarete gelen arkadaşına “Hayır, yanıldın” demiş. “Normal bir insan küvetin tıpasını çekmeyi tercih eder

Hayat da bazen bizlere bazı seçenekler sunar ve biz, kendimizce haklı sebeplerle bunların arasından birisini seçmeye meyilliyizdir. Aslında gerçekte, sadece bize sunulan çözümleri seçmek zorunda değiliz. Aksine bizim için en uygun olan çözümü arayıp bulmaya çalışmalıyız, belki de o çözüm, bize hazır sunulanlardan birisi olmayabilir.

Özellikle eğitim sisteminde, onca doğru seçenek veya onca yanlış seçenek varken çoktan seçmeli sorularla çocukları sadece 4-5 seçenek arasında ezbere çözümlere alıştırdıktan sonra, gerçek hayatta; uyum problemleri, yorum yapamama, analitik düşünememe, yanlış algılama problemleri baş gösteriyor…

Suçlular neyi hedefliyorlar

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Texas Christian Üniversitesi’nden Ronald Burns, Patrick Kinkade ve Michael Bachmann’ın yaptığı bir araştırmaya göre; oto yıkamacılarda çalışan ve otomobillerin içlerini temizleyen görevliler, yıkadıkları arabaların %30’unda ortalıkta buldukları bozuk paraları ceplerine indiriyormuş.

Bunu belirttikten sonra gelelim başlıktaki “suçluların neyi hedef aldıkları” konusuna. Suçlular, sapkın olarak gördükleri kişileri daha çok hedef alıyorlarmış. Potansiyel suçlu adayları, karşılarındaki kişileri toplumsal bakımdan ne kadar “sapkın” görürse, bu kişilerin suçlu adaylarının küçük suçlarına hedef olma olasılığı o kadar artıyormuş.

Nasıl mı?

Araştırmaya göre, otomobili temizleyen görevliler eğer temizledikleri arabalarda açık saçık dergiler ve bira şişeleri bulurlarsa, ortalıkta buldukları bozuk paraları ceplerine indirme oranı iki katına çıkıyormuş.

 

*Kaynak: “Kenyalılar otobüs şoförüne neden bağırır? – Harward Business Review”

Karşılıkta bulunma kuralı*

Birinci Dünya Savaşı sırasında sorgu için düşman askerlerini rehin almakla görevli bir Alman askerinin hikayesi vardır.

O zamanki siper savaşının doğasından dolayı, orduların iki tarafın siperi arasındaki tarafsız bölgeyi geçmeleri zordu. Ancak, tek bir askerin sürünerek geçmesi ve diğer tarafın siperine sızması o kadar da zor değildi. Büyük savaş ordularında bu şekilde düşman askeri rehin alıp sorgulanmak üzere geri getiren uzmanlar vardı.

Bu Alman uzman, geçmişte pek çok kez bu görevlerde başarılı olmuş ve yeni bir göreve gönderilmişti. Yine son derece becerikli bir şekilde karşı tarafın siperine sızmış ve tek başına duran bir askeri şaşırtmıştı. Böyle bir şey beklemeyen asker silahsızdı ve o anda yemek yiyordu. Elinde bir parça ekmekle kala kalan korku dolu rehine, belki de hayatının en önemli hareketini yaptı. Düşmanına ekmeğinden bir parça verdi.

Alman asker bu hediyeden o kadar etkilenmişti ki görevini tamamlayamadı. Geri döndü ve tarafsız bölgeden geçerek eli boş bir şekilde üstlerinin öfkesiyle yüzleşti.

 

* Robert B. Cialdini’nin “İknanın psikolojisi” adlı kitabından alıntıdır…