Nehirden geçen rahipler

İki rahip bir nehir kenarında karşıya geçecekleri noktaya tam varmışlardı ki orada yarı çıplak bir kadın görürler. Rahipler kadının yanına yaklaştıklarında gözlerini kadından kaçırmaya çalışırken kadın rahiplerden yardım ister:

– “Yüzme bilmiyorum beni karşıya geçirebilir misiniz? Okumaya devam et

Nereye gittiğinizi biliyor musunuz?

Albert Einstein trendedir. Bütün ceplerini ve çantalarını araştırmasına karşın biletini bulamaz. Bu arada kontrolör yaklaşır ve şöyle söyler:

Dr. Einstein, sizi herkes tanır. Princeton’un size başka bir tren bileti alacak parası olduğunu da biliyoruz

Einstein’ın yanıtı da şöyle olur: Okumaya devam et

Louis ve Regina Borgenicht’in hikâyesi

1889’da Louis ve Regina Borgenicht, Hamburg’dan Amerika’ya giden bir okyanus yolcu gemisine bindiler. Louis, o zamanlar Polonya sınır­ları içinde bulunan Galiçya’dandı. Regina ise Macaristan’ın küçük bir kasabasındandı. Daha birkaç yıldır evliydiler ve küçük bir çocukları var­dı; ikincisi de yoldaydı. 13 günlük yolculuk boyunca, makine dairesinin üzerindeki güvertede, hasır döşekler üzerinde uyudular; gemi inip kalk­tıkça ranzalarına sımsıkı tutunuyorlardı. New York’ta tek bir kişiyi tanıyorlardı: Borgenicht’in 10 yıl önce göç etmiş olan kız kardeşi Sallie. En iyi olasılıkla birkaç hafta yetecek kadar paraları vardı. O yıllarda Amerika’ya giden diğer göçmenlerin pek çoğu gibi, onların işi de şansa kalmıştı.

Louis ve Regina Manhattan’ın aşağı doğu yakasındaki Eldridge Caddesi’nde ayda 8 dolara minik bir daire buldular. Sonra Louis iş bul­mak için kendini sokaklara attı. Seyyar satıcılar, meyve satıcıları ve el arabalarıyla dolu kaldırımlar gördü. Eski Dünya’da tanımış olduğu her şey buradaki gürültü, hareket ve enerjinin yanında küçücük kaldı. Önce ezildiğini hissetti, sonra canlandı. Kız kardeşinin Ludlow Caddesi’ndeki balıkçı dükkânına gitti ve onu kendisine borç olarak ringa balığı ver­meye ikna etti. İki fıçı balıkla kendine kaldırımda bir dükkân kurdu; fıçıların üzerinden ve arasından atlayarak Almanca şarkı söyledi:

Kızartmak için

Fırınlamak için

Buğulamak için

Afiyetle yemek için

Ringa balığı her öğün iyi gider

Ve uygundur her bütçeye!

Hafta sonu geldiğinde 8 dolar toplamış durumdaydı. İkinci hafta ise 13 dolar. Bunlar azımsanmayacak miktarlardı. Ancak Louis ve Regina sokakta ringa balığı satmanın onları olumlu, yapıcı bir işe nasıl ulaş­tırabileceğini göremiyorlardı. Bu durumda Louis el arabasıyla seyyar satıcılığı denemeye karar verdi. Havlu ve masa örtüsü sattı; fazla şansı yoktu. Defter satışına geçti; sonra muza, sonra kadın ve erkek çorapları­na. El arabalarının gerçekten geleceği var mıydı? Regina ikinci çocuğu­nu doğurdu, bir kızı oldu ve Louis’in durumu ivedilik kazandı. Şimdi dört boğazı beslemesi gerekiyordu.

Yanıtı, aşağı doğu yakasının sokaklarında gidip geldiği beş günün sonunda, tam da umudunu yitirmek üzereyken buldu. Ters çevrilmiş bir kutunun üzerine oturmuş, öğle yemeği için Regina’nın ona hazır­lamış olduğu sandviçi gecikmiş olarak mideye indiriyordu. Bulmuş­tu işte; giysiler. Çevresinde her yerde dükkânlar açılıyordu; takımlar, elbiseler, tulumlar, gömlekler, etekler, bluzlar, pantolonlar, hepsi de kullanıma hazır giysilerdi. Giysilerin evde elde dikildiği ya da terzilere sipariş edildiği bir dünyadan gelen biri için bu bir uyanıştı.

Yıllar sonra kadın ve çocuk giysilerinde varlıklı bir üretici haline gel­diğinde şunları yazacaktı Borgenicht: “Burada benim için en şaşırtıcı şey giysilerin niceliği değildi -gerçi bu da başlı başına bir mucizeydi­. Benim için şaşırtıcı olan Amerika’da yoksul insanların bile bir dükkâna girip ellerinde gereksinimleri olan şeyle çıkabilmeleri ve böylelikle kendi giysilerini dikmek gibi tatsız, zaman alıcı bir işten kurtulmalarıydı. Orada girilebilecek bir alan vardı, heyecan duyulacak bir alan.”

Borgenicht küçük bir defter aldı. Gittiği her yerde insanların neler giydiğini ve bunlardan hangilerinin satılıyor olduğunu yazdı; erkek giysileri, kadın giysileri, çocuk giysileri. “Yeni” bir parça bulmak istiyordu; insanların giydiği, ancak henüz dükkânlarda satılmayan bir şey. Dört gün daha sokaklarda gezdi. Son günün akşamı eve dönerken seksek oynayan altı kız gördü. Kızlardan biri elbisesinin üzerine mi­nik süslü bir önlük giymişti; önü kısa tutulmuş, arkadan bir bağcıkla bağlanmıştı ve Borgenicht ansızın fark etti ki son günlerde aşağı doğu yakasındaki giyim mağazalarını amansızca incelerken bu önlüklerden satıldığını hiç görmemişti.

Eve geldi ve bunu Regina’ya anlattı. Regina’nın Amerika’dan geldiklerinde satın almış oldukları eski bir dikiş makinesi vardı. Ertesi sabah Louis, Hester Caddesi’ndeki bir manifaturacıya gitti ve 90 metre ekose kumaş ile 45 metre beyaz ekstrafor satın aldı. Minik daireleri­ne geri döndü ve malzemeleri yemek odasındaki masanın üzerine koy­du. Regina -bebekler için küçük boylarda, çocuklar için daha büyük boylarda olmak üzere- ekose kumaşı kesmeye başladı ve 40 adet önlük çıkardı. Sonra bunları dikmeye başladı. Gece yarısı o yatarken, göre­vi kaldığı yerden Louis devraldı. Regina gündoğumunda kalkarak ilik açmaya ve düğme dikmeye başladı. Sabah 10’da önlükler hazırdı. Louis onları kolunun üzerine yığdı ve soluğu Hester Caddesi’nde aldı.

“Çocuk önlükleri! Küçük kızlar için önlükler! Renkliler 10 sent! Be­yazlar 15 sent! Küçük kızlar için önlükler!”

Saat 1’e geldiğinde 40’ı da satılmıştı.

Hester Caddesi’nden eve tüm yolu koşarak geldi ve Regina’ya seslen­di: “Canım, işimizi bulduk!

Regina’yı belinden yakaladı ve durmaksızın döndürmeye başladı.

“Bana yardım etmelisin” diye bağırdı. “Birlikte çalışacağız! Canım, bu bizim işimiz.

 

Kaynak: Outliers (Çizginin Dışındakiler), Malcolm Gladwell

Kurbağaların kule tırmanma yarışı*

Günlerden bir gün, kurbağaların yarışı varmış. Hedef, çok yüksek bir kulenin tepesine çıkmakmış. Bir sürü kurbağa da arkadaşlarını seyretmek için toplanmışlar. Ve yarış başlamış. Gerçekte, seyirciler arasından hiçbiri, yarışmacıların kulenin tepesine çıkabileceğine inanmıyormuş. Sadece şu sesler duyulabiliyormuş:

– Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!

Yarışmaya başlayan kurbağalar, kulenin tepesine ulaşamayınca teker teker yarışı bırakmaya başlamışlar. İçlerinden sadece bir tanesi, inatla ve yılmadan kuleye tırmanmaya çalışıyormuş. Seyirciler bağırıyormuş:

– Zavallılar! Hiçbir zaman başaramayacaklar!

Sonunda, bir tanesi hariç, diğer kurbağaların hepsinin ümitleri kırılmış ve bırakmışlar. Ama kalan son kurbağa, büyük bir gayretle mücadele ederek kulenin tepesine çıkmayı başarmış. Diğerleri hayret içinde bu işi nasıl başardığını öğrenmek istemişler. Bir kurbağa ona yaklaşmış ve bu işi nasıl başardın diye sormuş. O anda farkına varmışlar ki, kuleye çıkan kurbağa sağırmış!

Olumsuz düşünen insanları duymayın! Onlar kalbinizdeki ümitleri çalarlar! Duyduğunuz ve okuduğunuz kelimelerin gücünü düşünün. Bu sebeple her zaman pozitif olmaya çalışın.

 

* Kaynak: Kümesteki kartal neden uçamaz? – Burak Büyükdemir