Marka ve ihracata etkisi*

marka1

Marka bir firmanın mal veya hizmetini tanıtan ve benzerlerinden ayırt etmeye yarayan harf, sözcük, logo veya şekil benzeri işaretler olarak adlandırılıyor. Tüketicilerin büyük bir çoğunluğu markaları bir sembol veya imaj olarak algılayıp kendilerini o markaya bağımlı hissediyor.

Üretilen bir malın veya verilen bir hizmetin imajı; kalite, müşteri memnuniyeti, reklam gibi çeşitli faktörlere bağlı da olsa bu konularda yapılan her türlü çaba, tüketici gözünde marka şemsiyesi altında algılanıyor. Marka olmanın avantajlarını yaşayabilmek için, tüketicide bir marka bağımlılığı yaratmak gerekiyor. Bu bağımlılık fiyat kontrolünü elde tutarken kâr marjını yükseltebilmeyi de beraberinde getiriyor. Tanınmışlık düzeyi yüksek olan bir marka, sahibi olan işletme için en önemli reklam ve müşteri kazanma aracı oluyor.

Firmaların yurt içi ve yurt dışı pazarlarda güçlü ve devamlı olabilmeleri için markaları ile ön plana çıkmaları gerekiyor. Sanayileşme sonrası markalar giderek önem kazanmaya başlamış ve günümüz küresel dünyasında ürün çeşitliliğindeki artış ve tüketicilerin bilinçli tercihler yapıyor olması ile birlikte bu önem de giderek artıyor. Geçmiş dönemlerde tüketici bir markadan sadece işlevini yerine getirmesini beklerken günümüzde, markaların toplumsal duruşu, çevre konularına yaklaşımı, tarzı gibi birçok konu önemli hale gelmiş durumda.

Tüketici gözünde marka, öncelikle kalite ve güven demek. Bu sebeple yurt dışına ihraç edilecek ürünlerin tescilli olması önemli. Markanın hedef pazarda tescil ettirilmesi o pazarda yer tutmak veya üstünlük sağlamak için gerekli fakat bazı durumlarda yeterli olmayabiliyor. Hedef pazarda rakip firmaların ve markaların olması markanın sürekli geliştirilmesini gerekli kılıyor. Doğru iletilmiş bir marka imajı hem markanın karşıladığı ihtiyaçların tüketici tarafından daha iyi anlaşılmasını hem de markanın rakiplerinden ayrılmasını sağlıyor.

Marka ile ilgili en önemli faktörlerin başında firmanın ürettiği ürün ve hizmetlerin kaliteli olması geliyor. Günümüzde yerel markalar sadece iç pazarda olsalar bile küresel olan rakipleriyle rekabet etmek zorunda kalıyorlar. Bu da markaların belirli bir kalite ve hizmet seviyesini tutturmalarını zorunlu kılıyor. Alt yapısı yeterli olmayan, teknik desteği ve dağıtımı iyi olmayan bir markanın başarılı olması mümkün değil.

Ekonomik büyümenin yolu ihracattan geçiyor. Üretmeden, üretileni satamadan rekabet etmek de mümkün değil büyümek de. Bir ürünün markası ve imajı ön plana çıkarıldığında ürünü satmak daha kolay hale geliyor. Müşterilerin gözünde üstün bir algıya sahip olan markaların pazar performansı da buna paralel olarak artıyor.

Hedef pazarın mevcut kültürünü algılayıp iyi sindiren ve bu pazardaki kültürel öğeleri doğru bir dille yansıtan markalar hedef pazarda uzun süreli yer alabiliyor. Aynı zamanda markaların hedef pazardaki tüketici tercihlerindeki değişimleri takip edip bunlara paralel bir şekilde kendisini geliştirmesi gerekiyor.

Marka tescili ne tür haklar sağlıyor

Tescil edilen marka belgesi, belgede yazılı olan ürün ve hizmetler üzerine markayı koyma ve kullanma hakkı veriyor ve sahibine tescilli markayı haksız yere kullanan ve taklit edenlere ihtarname çekme, markayı taşıyan ürünlere ihtiyati tedbir ve el koyma ile maddi ve manevi tazminat davası açma hakkı sağlıyor.

Marka tescili nasıl yapılıyor

Firmaların yurt içi ve yurt dışı pazarlarda güçlü olabilmeleri ve devamlı kalabilmeleri için markalarıyla ön plana çıkmaları gerekiyor. Bunun ilk adımı da markanın tescil edilmesinden geçiyor. Türkiye’de marka tescilinde yetkili kurum Türk Patent Enstitüsü – TPE’dir. TPE’de işlemleri e-imza sahibi (ticari faaliyeti bulunan) şahıs ve tüzel kişiler veya TPE nezdinde hak sahiplerini temsile yetkili ve sicile kayıtlı resmi marka vekilleri yapabiliyor. TPE’ye kayıtlı 768 marka vekili mevcut. İstanbul 375 vekil ile birinci sırada yer alırken Tekirdağ’da kayıtlı bir adet marka vekili bulunuyor.

TPE’ye marka başvurusu için gerekli müracaat evraklarının kayda girdiği tarih itibariyle koruma başlamış oluyor. Tüm şartların yerine getirilmesi ve belgelerin eksiksiz olarak sunulması halinde marka tescili süresi müracaat tarihinden itibaren yaklaşık 11-12 ay sürüyor.

Marka mal ve hizmet sınıfları seçilerek alınıyor. Toplamda 45 sınıf var. Ücretlendirme seçilen sınıf başına göre olduğundan yapılan işe en uygun olan sınıflarda marka almakta fayda var. Alınan her sınıf, marka sahibini o sınıfta hak sahibi yapıyor. Alınmayan farklı sınıflarda ise başkaları o ismi tescil ettirerek o markayı kullanabiliyor.

Marka tescilinin geçerliliği

Marka tescil edilebilirlik ölçütlerine sahip ise tescil sonrası on yıl süre ile korunuyor. Her on yılın sonunda yapılan yenileme talepleri ile koruma süresi istenildiği kadar uzatılabiliyor. Tescil edilmiş markaya ait tüm haklar tescil sahibi kişiye ait olup bir başkasına da devredilebiliyor veya kullanım hakkı (lisans) verilebiliyor. Tescil tarihinden itibaren beş yıl içinde kullanılmayan markalar, istek üzerine mahkemece iptal edilebiliyor.

Marka tescil edildiği ülkede koruma sağlıyor. Türkiye’de belgeye bağlanmış bir marka sadece Türkiye’de koruma sağlıyor. Bu nedenle marka korunması istenilen her ülkenin patent ofisine tescil için müracaat etmek gerekiyor.

Tüm dünyada geçerli olan bir marka tescil sistemi yok. Ancak Türkiye’nin yararlanabildiği iki tane toplu tescil sistemi var. Bunlardan birisi olan Topluluk Markası, tek bir başvuru ile Avrupa Birliği üye ülkelerinde tescil olanağı sağlıyor. Bir diğeri olan Madrid Protokolü çerçevesinde yapılan başvurularla protokole üye olan 64 ülkenin tamamında veya seçilen ülkelerde koruma sağlanabiliyor. Toplu tescil sistemlerine üye olmayan diğer ülkeler için tek tek müracaat edilerek koruma sağlanabiliyor.

Türkiye’de marka tescil sayıları

Fikri ve sınaî mülkiyete verilen önem ülkelerin kalkınmasıyla doğru orantılı olarak gerçekleşiyor. Özellikle son yıllarda ülkemizde bu konuya verilen önem artmaya başlamış durumda. Ülkemiz marka tescilleri konusunda son yıllarda Avrupa’da ilk sıralarda yer alıyor.

TPE verilerine göre 2011 yılında Türkiye genelinde 35.858 marka tescili yapılmış ve bunlarda en büyük pay %51,7 ile İstanbul’a ait. Tekirdağ 151 tescil sayısı ve %0,42 pay ile yirmi ikinci, Kırklareli 81 tescil sayısı ve %0,23 pay ile otuz altıncı ve Edirne de 72 tescil sayısı ve %0,20 pay ile otuz dokuzuncu sırada yer aldı. Bölgemizin potansiyeli bu rakamların çok üstünde olduğunu düşünüyorum.

Marka konusunda destekler

Cumhuriyetimizin kuruluşunun yüzüncü yılı olan 2023 yılında ihracatımızın 500 milyar dolar olması hedefleniyor. Bu noktada katma değeri yüksek ürünlerin üretimi ve markalaşmaya ağırlık verilerek ülke ihracatının “Türk Markası” imajıyla desteklenmesi ile birlikte yeni Türk markalarının dünya pazarlarında yer alması gerekiyor.

Yurtdışı birim marka ve tanıtım faaliyetlerinin desteklenmesi amacıyla 2010/6 sayılı tebliğe istinaden firmalar bağlı bulundukları ihracatçı birliklerine başvurarak yurt dışında marka tescili konusunda destekten faydalanabiliyor. Buna göre firmaların yurt içi marka tescil belgesine sahip oldukları markalarının yurt dışında tescili ve korunmasına ilişkin giderlerin %50’si yıllık en fazla 50.000 dolara kadar destekleniyor.

Tescil işleminin yapılacağı ülke hedef ve öncelikli ülkeler arasında yer alıyorsa destek oranı 10 puan artırılıyor. Bölgesel Rekabet Edebilirlik Operasyonel Programı kapsamında coğrafi olarak kişi başına düşen milli geliri Türkiye ortalamasının %75’inin altında kalan ve 12 Düzey II bölgesinde merkezi bulunan şirketler tarafından gerçekleştirilmesi durumunda ise destek oranı 20 puana kadar artırılabiliyor. Merak edenler için, bu 12 adet Düzey II bölgesi içerisinde Marmara veya Trakya bölgesinden bir il bulunmuyor.

Konu ile ilgili olarak KOSGEB’in de desteği mevcut. Yurtiçi marka tescil belgesine sahip olan işletmelerin yurt dışından TPE muadili kuruluşlardan alacakları marka tescil belgeleri için yaptığı giderler ile marka vekili giderlerine yapacakları marka tescil işlemlerinde 20.000 Liraya kadar %50 oranında bir destek söz konusu.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– “Çorlu TSO” gazetesi Nisan 2012 sayısı
– 25.04.2012 tarihli kişisel bloğum
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Mayıs 2012 sayısı

Dünyada yenilikçi firmalar*

ust_resim

İnovasyon son yıllarda süregeldiği gibi hakkında en çok konuşulan güncel konulardan biri olmaya devam ediyor. Değişen dünya ekonomisi ve kriz ortamlarında inovasyon, hem yenilikçi firmalar hem de onlara ev sahipliği yapan ülkeler için ekonomik büyüme ve başarı açısından büyük önem arz ediyor. Steve Jobs’un da dediği gibi inovasyon, lider ile takipçiyi birbirinden ayırıyor.

Avrupa Birliği son yıllarda bir inovasyon birliği haline dönüşmeyi ve rekabetçilikte ABD ve Japonya’yı yakalamayı hedeflemiş durumda. Bu amaçla Avrupa Birliği’ne üye ve aday olan ülkelerin yenilikçilik performanslarını ölçmek amacıyla, “AB İnovasyon Göstergeleri – 2011” raporu yayınlandı.

Rapora göre Türkiye, yenilikçilik konusunda ortalamanın altında bir performans gösteriyor. Türkiye araştırma altyapısı, finansman ve destek kaynakları alanlarında güçlü bir konumdayken, özellikle insan kaynakları, özel sektör yatırımları ve entelektüel sermaye konularında geri kalıyor. Raporda yer alan Türkiye verilerine bakıldığında birçok veride de AB ortalamasının üzerinde performans artışı sağlanılmış gözüküyor. En dikkat çekici durum ise endüstriyel tasarım haklarındaki güçlü düşüş. Raporun tamamına http://goo.gl/1aQ3l adresinden ulaşmak mümkün.

İnovasyon konusunda patent miktarları bir gösterge özelliği taşıyor. Amerika Birleşik Devletleri menşeli bir araştırma firması olan “Thomson Reuters”, inovasyonun en önemli göstergelerinden olan patent sayıları ve bilimsel çalışmaları esas alarak dünyanın en yenilikçi yüz firmasını içeren bir çalışma yayınladı. Söz konusun çalışmaya ve listede yer alan firmaların isimlerine http://top100innovators.com adresinden ulaşmak mümkün.

Çalışmaya göre, 2011 yılında listede on ülkeden yüz firma yer aldı. Listede en çok firması yer alan ülkeler sırasıyla 40 adetle Amerika Birleşik Devletleri, 27 adetle Japonya, 11 adetle Fransa ve 6 adetle İsveç oldu.

Grafik1

Çalışmadaki listede yer alan firmalar on altı ayrı sektörde faaliyet gösteriyor. Listede yoğun biçimde yer alan sektörler ise sırasıyla 14 adetle “yarı iletken ve elektronik bileşenlerin üretimi”, 13 adetle “kimyasal üretimi”, 11 adetle “bilgisayar donanımı üretimi”, 9 adetle “tüketici ürünleri üretimi” ve 8 adetle “makine üretimi” sektörleri oldu.

Grafik2

Rapora göre yarı iletken ve elektronik bileşenler üretimi ile kimyasal üretiminde Amerika Birleşik Devletleri; bilgisayar donanımı ve otomobil üretiminde Japonya; makine üretiminde ise Avrupa firmaları dünyada lider konumda. Makine üretimi konusunda listeye girmiş olan yenilikçi Avrupa firmalarının yarısından fazlası İsveç’ten. Fransa ise bilimsel araştırmalar konusunda lider ülke olarak ön plana çıkıyor. Avrupa bölgesinden listeye en çok Fransız firmalar girmiş durumda.

Patentlerde durum

Amerika Birleşik Devletleri merkezli bir patent hizmetleri firması olan IFI Claims’in “Birleşik Devletler Patent ve Marka Ofisi” verilerini kullanarak oluşturduğu raporda, 2011 yılında en çok US patent sahibi olan elli firma yer alıyor. Sözü geçen elli firmanın yer aldığı listeye http://ificlaims.com/index.php?page=misc_Top_50_2011 adresinden ulaşmak mümkün.

Rapora göre 2011 yılında Birleşik Devletler Patent ve Marka Ofisi tarafından 2010 yılındaki rekor sayıdan %2’lik bir artışla 224.505 adet patent yayınlandı. İlk elli firmanın toplam patent sayısı ise 62.756 ile toplamın yüzde 28’i. İlk elli firma arasında Japonya 19 firma ile birinci sırada. Onu 17 firma ile ABD, 5 firma ile G. Kore ve 3 firma ile Almanya takip ediyor.

Firmaların sahip oldukları patent sayılarına bakıldığında ise Japon firmaları %39,5 ile birinci sırada. Onları %36,1 ile ABD, %13,4 ile G. Kore ve %3,3 ile Alman firmaları takip ediyor. Listede en çok patent almış ilk on firmanın sekiz tanesi Asya menşeli olan G. Kore, Japon ve Tayvan firmalarından oluşuyor.

Listede ilk beş firmaya baktığımızda ise IBM (ABD) 6.180 patent ile birinci sırada. Onu sırasıyla Samsung (G. Kore) 4.894 patent ile ikinci, Canon (Japon) 2.821 patent ile üçüncü, Panasonic (Japon) 2.559 patent ile dördüncü ve Toshiba (Japon) 2.483 ile beşinci olarak takip ediyor.

Rekabet için

Tasarım, arge ve inovasyon uluslararası rekabette firmalara ve ülkelere güç katma konusunda önemli birer role sahip. Yapılan arge ve inovasyon çalışmalarına ait çıktıların fikri mülkiyet hakları ile desteklenerek korunması bu konuda büyük bir önem arz ediyor. Yeni teknolojiler ve ürünler patent ile korundukça ve uluslararası alanda markalaşma sağlandıkça firmaların ve ülkelerin rekabet etme güçleri daha da artıyor.

Firmalar, bağlı bulundukları birlikler ve kamu kuruluşları tarafından gerekli doğru adımların zamanında atılması, patent, marka ve tasarım gibi konularda devlet desteklerinden de faydalanılması sonucu hem 500 milyar dolarlık ihracat hedefine kolaylıkla ulaşılması hem de yukarıda bahsedilen listelerde ülkemizin ve ülkemiz firmalarının da yer almasının sağlaması hepimizin dileği.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– “Çorlu TSO” gazetesi Şubat 2012 sayısı
– 21.02.2012 tarihli kişisel bloğum
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Mart 2012 sayısı

Ürün inovasyonu*

inovasyon

İnovasyon, yaratıcı düşüncenin bir ürünü. Günümüzün hızlı değişen rekabet koşullarında firmaların ayakta kalabilmeleri için ürünlerini, hizmetlerini ve üretim süreçlerini sürekli olarak iyileştirmeleri ve yenilemeleri gerekiyor. Bu işlemler inovasyon olarak tanımlanıyor ve kısaca kar getiren, pazarlanabilir yeniliklere inovasyon deniyor.

Mevcut ortamda rekabet o kadar büyük, ürün ve hizmet çeşitliliği o kadar fazla ki neredeyse her ürün/hizmet gittikçe birbirine benziyor. Kalite ve kolay erişim gibi kıstaslar benzer ürünler için birer ayırt edici özellik olmaktan çıkıp birer standart unsur haline geldi. Ürünlerdeki farklılıkların oldukça azaldığı günümüzde, müşteri odaklı inovasyon, firmaların rekabette farklılık göstererek öne geçebileceği bir alan olarak gözüküyor.

McKinsey inovasyon ve ticarileştirme anket sonuçlarına göre üst düzey yöneticilerin %84′ü firmalarının büyüme stratejisinde inovasyonun aşırı derecede önemli olduğunu söylüyor. Hayata geçirilen inovasyonların ise %99’u, bilinenlerin yeni bir alanda kullanılması şeklinde gerçekleşiyor.

Türkiye ve AB’de İnovasyon

Avrupa Birliği, artan küresel rekabet nedeniyle dünya ekonomisindeki mevcut konumunu koruma konusunda endişelenirken Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin gibi ülkeler büyük adımlarla ilerlemeye devam ediyor.

Avrupa Birliği Komisyonu, AB’ye üye ülkeler ile Hırvatistan, İzlanda, Makedonya, Norveç, Sırbistan, İsviçre ve Türkiye’de, inovasyon konusunda yapılan araştırmaları “2010 Avrupa İnovasyon Puan Tablosu” adlı raporda topladı. Bu puan tablosu, ülkelerin inovasyon göstergeleri ve eğilimlerini ortaya koyuyor.

2010 Avrupa İnovasyon Puan Tablosu’na göre; İsveç, Danimarka, Finlandiya ve Almanya gibi üye ülkeler inovasyon konusunda ilk sıralarda yer alırken; Polonya, İtalya, İspanya ve Macaristan gibi üye ülkeler ise çok gerilerde kalmış durumda. Rapora göre Avrupa Birliği’nin on iki rekabet göstergesinden on tanesi ABD’nin gerisinde kalmış durumda.

Raporda Türkiye’nin inovasyon alanındaki performansı ortalamanın altında olarak değerlendiriliyor. Güçlü olduğu alanlar “açık, mükemmel ve çekici araştırma sistemleri” olarak ifade edilirken zayıf olduğu alanların, “şirket yatırımları ve fikri varlıklar” olduğu belirtiliyor.

İnovasyon konusu ekonomik yenilenme için bir hızlandırıcı görevi görebilir, ancak bu kendi kendine gerçekleşmeyecektir. İnovasyonu en geniş anlamıyla tanıtacak, teşvik edecek ve ödüllendirecek bir ortam kamu ve özel sektör tarafından oluşturulmalı.

Bu amaca yönelik olarak; inovasyona dönük süreçleri benimseyerek, sürdürülebilir rekabet avantajına ulaşan başarı örneklerinin ödüllendirilmesi, bu tür yaklaşımların yaygınlaştırılması yoluyla Türk sanayinin inovasyon yetkinliğinin artırılması, bu bağlamda inovasyonun ticari getiri avantajı olarak öne çıkartılması amacıyla, İstanbul Sanayi Odası tarafından her yıl inovasyon ödülleri veriliyor. (www.iso.org.tr/inovasyonodulleri)

Ürün inovasyonu

Ürün inovasyonu, işletmelerin yeni ve değişik bir ürün veya hizmeti geliştirmesi, bunu pazara sunması veya mevcut ürün veya hizmetlerine daha iyi, daha kaliteli, üstün özellikler eklemek için değişiklikler yapması şeklinde tanımlanabilir.

Bir ürün yeniliği, mevcut özellikleri veya öngörülen kullanımlarına göre, yeni ya da önemli derecede iyileştirilmiş bir mal veya hizmetin ortaya konulması şeklinde oluyor. Bu faaliyetler; ürün teknik özelliklerinde, bileşenlerde ve malzemelerde, tamamlayıcı yazılımda, kullanıcı kolaylığında ve diğer işlevsel özelliklerinde yapılan önemli iyileştirmeleri içeriyor.

Ürün inovasyonunda müşteri odaklı olmak oldukça önemli. Müşterilerin dile getirmediği ihtiyaçları analiz ederek ürününe veya hizmetine yansıtan firmalar ve ürünleri öne çıkıyor. Ürünler üzerinde yapılacak küçük ilerlemeler, çok büyük farklar yaratmayı garanti etmese de rekabette bir adım öne geçme konusunda yardımcı oluyor. Bu küçük ilerlemeler satışı daha kolaylaştırırken genellikle iş süreçleri ile ilgili büyük değişiklikler de gerektirmiyor.

Yapılan araştırmalar günümüzde yenilikçi fikirlerin büyük ölçekli firmalar yerine daha küçük ölçekli firmalardan geldiğini ortaya koyuyor. Bu nedenle ülkemizdeki küçük ve orta ölçekli firmaların teknolojiye ve inovasyona adaptasyon konusunda daha fazla önem vermesi gerekiyor.

Örnek ürün inovasyonları

Gozluk2

Japonya’dan Masunaga isimli bir firma, gözlerini kırpmadan uzun süre video oyunları oynayanların ve çok kitap okuyanların karşılaştığı göz kuruluğuna karşı yüksek teknoloji ürünü “Göz Kırpma Gözlüğü” üretti. Firmanın ürettiği gözlüğe yerleştirilen bir algılayıcının beş saniyeden uzun bir süre boyunca kullanıcının göz kırpmadığını belirlemesiyle birlikte gözlük camında buhar oluşuyor. Basit bir göz kırpma ile de camdaki buharı gideriyor. (http://www.youtube.com/watch?v=CCLCQ4x7Ys4)

GoBagger

Bir kum yığınını torbalara doldurmak oldukça zahmetli bir iş sayılır. Bunun için torbanın ağzını açarsınız, bir kürek yardımı ile torbayı doldurmaya başlarsınız. Eğer torbanın ağzını tutan birisi yoksa muhtemelen torba arada bir devrilebilir. Bu arada, torbayı doldururken etrafına saçılan kumları da toplamanız gerekir ve doldurduğunuz her torbada bu işlemler tekrar eder. Kısacası kum torbası doldurmak kolay bir iş değil. Ancak Amerika’dan bir firmanın geliştirmiş olduğu GoBagger isimli ürün sayesinde, bir kum yığını torbalara aktarırken kürek ile yapılan doldurma işlemine göre beş kat daha hızlı ve daha temiz bir şekilde çalışılabiliyor. (www.gobagger.com)

ecofont

Mürekkep ve toner tüketimini en aza indirmek için basit ama çok etkili bir çözüm sunan Ekofont ile yazı karakterinin yapısındaki delikler sayesinde yüzde yirmi beş oranında mürekkep veya toner tasarrufu sağlamak mümkün. Bu yazı tipinde karakterlerin içerisinde, okumayı etkilemeyecek kadar küçük boşluklar bulunuyor ve dokümanlar basıldığında bu boşlukların içini doldurmak için gereken mürekkep ve tonerden tasarruf ediliyor. Bu özelliği Ecofont’a 2010 yılında “Avrupa Çevre Tasarımı Ödülü”nü kazandırmış. (www.ecofont.com)

Çevreci anlayışıyla öne çıkan Papağan Kuruyemiş, dünyada ve Türkiye’de bir ilke imza atarak, ay çekirdeği paketlerine çöp poşeti ekledi. Böylece keyifle tüketilen ancak kabukları nedeniyle çevre kirliğine neden olabilen ay çekirdekleri, artık paketlere eklenen çöp poşetlerine atılıyor. Papağan bu inovasyonuyla “Tüketici Çevre Ödülü”, “TSE 19. Altın Ambalaj Ödülü” ve Tüketici Raporu Koordinasyon Merkezi tarafından “Tüketiciyle Dost Altın Kalite Ödülü”ne de layık görüldü.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– “Çorlu TSO” gazetesi Haziran 2011 sayısı
– 23.06.2011 tarihli kişisel bloğum
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Temmuz 2011 sayısı

Bir fikri hak olarak patent*

patent

Günümüzde küreselleşme, ülkeler arasındaki rekabet, internet teknolojilerindeki gelişmeler sayesinde bilgiye daha kolay ulaşım, teknolojide hızlı gelişim ve müşteri beklentilerinde değişim nedenleriyle firmalar daha çok yeni ürün ve hizmet çeşidi üretmek ve inovasyon aracılığıyla sürekli farklılaşmalar yapmak zorunda kalıyorlar.

Bu noktada ise telif hakları, marka, patent, faydalı model, endüstriyel tasarım gibi fikri haklar; sahiplerine belirli bir süreliğine maddi kazanç sağlama ve ortaya çıkacak taklitleriyle mücadele etme konularında çeşitli avantaj sağlıyor.

Genel Olarak Patent

Daha önce bulunmayan bir şeyin insan çabasıyla geliştirilmesine buluş deniliyor. İnsanlar buluşlarını gizli tutarak koruyabilir veya patentini alarak yasal olarak koruyabilirler. Patent bir buluş için buluşun sahibine devlet tarafından verilen sınai mülkiyet hakkına deniyor.

Ürünler, ürünleri üretmede kullanılan aletler, üretim metotları ve ürün kullanımları için patent alınabiliyor. Bitki ve hayvan çeşitleri, tedavi ve teşhis yöntemleri, kamu ahlakına aykırı olan şeyler için ise patent alınamıyor.

Patentli bir buluş, buluş sahibinin izni olmadan başkaları tarafından üretilemez, satılamaz, ihracatı veya ithalatı yapılamaz. Patentler alınıp satılan veya kiraya verilen diğer mallar gibi, buluş sahibinin mülkiyetine girerler.

Ülkemizde incelemesiz ve incelemeli olmak üzere iki çeşit patent var. İncelemesiz patentte, mali kaynakları kısıtlı olan buluş sahiplerine süratli ancak yedi yıllık bir koruma sağlanıyor. İncelemeli patentte ise, başvurunun patentlenebilirlik ölçütlerine sahip olup olmadığını gösteren bir inceleme raporuna dayanarak verildiği için, daha sağlam ve yirmi yıllık bir koruma elde ediliyor. İncelemesiz patentler, gerekli şartlar yerine getirildiğinde, incelenmek şartıyla incelemeli patente dönüştürülebiliyorlar.

Bir buluşun patent ile korunabilmesi için bir yenilik içermesi, tekniğin bilinen durumunu aşması ve sanayiye uygulanabilir olma ölçütleri önem taşıyor. Patent başvurusu için vekil tutma zorunluluğu yok. Ancak sürecin takibinde teknik ve hukuki bilgi gerekebileceğinden, işlemler için Türk Patent Enstitüsü siciline kayıtlı bir vekil tutulabilir.

Patent başvurusu yapılmadan önce Türk Patent Enstitüsü (www.tpe.gov.tr), Avrupa Patent Enstitüsü (http://ep.espacenet.com), ABD Patent Ofisi (www.uspto.gov), Dünya Fikri Mülkiyet Teşkilatı (www.wipo.int) ve Google Patents (www.google.com/patents) gibi internet siteleri üzerinden, anahtar kelimeler kullanılarak buluşun yeni olup olmadığı konusunda araştırma yapılabilir.

Patente ilişkin koruma, başvuru tarihinden itibaren başlıyor. Patent sahipleri patent almak için başvurdukları buluşlarını, Resmi Patent Bülteni’nde patentin verildiğinin ilan edildiği tarihten itibaren üç yıl içinde kullanmak zorunda. Patent sahibi patente konu buluşunu kullanmıyor ise Türk Patent Enstitüsü’ne başvuru yaparak lisans verme teklifinin yayınlanmasını talep edebilir veya Avrupa İşletmeler Ağı aracılığıyla lisans verebileceği ticari ortaklar bulabilir.

Buluşun birden fazla ülkede korunması istenirse, ilk patent başvurusunun herhangi bir ülkede yapıldığı tarihten itibaren on iki aylık bir süre içinde aynı buluş için başka bir ülkede başvuru yapma hakkından yararlanılabilir, buna rüçhan hakkı deniyor.

Türkiye’de alınmış bir patent, sadece Türkiye içinde sahibine hak sağlar. Bir buluşun patentle korunması için, korunma istenen her ülkede tek tek patent başvurusunun yapılması gerekir. Bununla birlikte çok sayıda ülkede başvuru yapabilmeyi sağlayan ve işlemleri standartlaştırıp kolaylaştıran uluslararası anlaşmalar vardır. Patent İşbirliği Anlaşması (PCT), dünya üzerindeki birçok çoğu ülkede, Avrupa Patent Sözleşmesi de Avrupa çapında otuzdan fazla ülkede patent koruması elde etmeye yönelik kolaylaştırılmış düzenlemeler sağlar.

Başvurudan belge aşamasına kadar patentler için ödenecek ücretler çeşitlilik gösterir. Patent alındıktan sonraki yirmi yıllık koruma süresi boyunca ödenecek yıllık ücretler vardır ve bu ücretler her yıl yeniden düzenlenir. Güncel maliyetler için TPE’nin internet sitesinden bilgi alınabilir. Ülkemiz dışında koruma elde etmek için yapılan başvurular için de farklı ücretler vardır. Koruma talep edilen ülkelere göre ödenecek ücretler farklılık gösterir.

Patentin koruma süresi boyunca her yıl başvuru tarihine denk gelen ay ve günde yıllık ücretler TPE hesabına ödeniyor. Bu süre içerisinde ödenmemesi durumunda, ek bir ücret ile vadeyi takip eden altı ay içinde, gecikmeli olarak da ödenebiliyor. Bu süre içinde de yıllık ücret ödenmezse patent hakkı, bu ücretin son ödeme tarihi itibariyle sona eriyor.

Ülkemizdeki ulusal ve uluslararası patent başvuru sayısının arttırılması, kişileri patent başvurusu yapmaya teşvik etmek ve ülkemizde fikri ve sınaî hakların tescili yönünde bilinci artırmak amacıyla, ulusal, uluslararası veya bölgesel patent başvuruları için TÜBİTAK ve KOSGEB tarafından verilen teşviklerinden faydalanmak da mümkün.

Patent koruma süresinin dolması, patent sahibinin patent hakkından vazgeçmesi veya yıllık ve ek ücretlerin öngörülen sürelerde ödenmemesi durumlarında patent hakkı sona eriyor.

Türkiye’de Patent

TPE’nin verilerine göre 2009 yılında 456 adet yerli patent tescili gerçekleşti. En çok tescil 251 adet ile İstanbul’da yapılırken, Tekirdağ 12 tescil ile altıncı sırada yer aldı. Son on yıla bakıldığında ise, 2000 yılında toplamda 23 olan yerli tescil sayısı, 2009 yılında 456’ya çıkmış durumda. Son on yıla ait patent tescil sayıları Grafik 1’de görüldüğü gibidir.

Grafik-1

2009 yılında TPE’de 456 Türk patenti tescil edilirken, yabancı menşeli olarak 5.154 patent daha tescil edilmiş ve en çok tescili yaptırmış ülkeler sırasıyla 1.343 adetle Almanya, 777 adetle ABD, 485 adetle Fransa ve 461 adetle İsviçre oldu. Menşelere göre patentlerin dağılımı Grafik 2’de görüldüğü gibidir.

Grafik-2

TPE’nin Kasım 2008’de yayınladığı raporuna göre, 2000-2007 döneminde imalat alanında patent başvurusunda bulunmuş firmaların dağılımına bakıldığında; en çok başvurular %27,03 ile “başka yerde sınıflandırılmamış makine ve teçhizat imalatı”, %24,93 ile “kimyasal madde ve ürünlerin imalatı” ve %6,85 ile “tıbbi aletler, hassas ve optik aletlerle saat imalatı” sektörlerinden yapıldı.

2008 yılında patent başvuruları en çok 1.193 adet ile “eczacılık ürünlerinin, tıbbi kimyasalların ve botanik ürünlerinin imalatı”, 784 adet ile “başka yerde sınıflandırılmamış ev aletleri imalatı”, 669 adet ile “diğer özel amaçlı makinelerin imalatı” ve 583 adet ile “makine ve teçhizatı hariç; fabrikasyon metal ürünleri imalatı” sektörlerinden yapıldı.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– “Çorlu TSO” gazetesi Ekim 2010 sayısı
– 25.10.2010 tarihli kişisel bloğum
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Kasım 2010 sayısı

İnovasyon üzerine*

kibrit_kutusu

İnovasyon, son yıllarda ismini sıklıkla duyduğumuz popüler hale gelmiş bir kavram. Öyle ki bazı firmalar isimlerinin içine, İngilizce “innovation” sözcüğünün “inno” ya da “innova” şeklindeki parçalarını kullanır hale geldi. Hatta buna bir örnek olarak da içinde bulunduğum Avrupa İşletmeler Ağı’nın İstanbul ve Trakya’yı kapsayan konsorsiyumun ismini verebilirim: “İST-BUSINNOVA”

İnovasyon, “yeni ve değişik bir şey yapmak” anlamındaki Latince “innovare” kökünden türetilmiştir. İnovasyon sözcüğünün karşılığı olarak Türkçemizde “yenilik” ve “yenileşim” sözcükleri de kullanılır. Yenilik denildiğinde ise genellikle insanın aklına sıfırdan yaratılan kendine özgü çıktılar gelir. İnovasyon denilince, bilim ve teknolojiyi kullanırken, çıktıların ekonomi ve topluma yönelik yarar yaratması da özellikle vurgulanıyor.

İnovasyon süreci yaşayan bir döngüdür ve bir inovasyonun sonuçları, inovasyonu yapanlar veya o inovasyonun çıktısının kullanıcıları tarafından farklı şekillere dönüştürülerek bu döngü sürekli hale getirilir. İnovasyon için gerçekleşmiş icatlar ve bunlar için alınmış patentler büyük ipuçları içerir. Bu açıdan bakıldığında, sürekli yeni ürün ve üretim yöntemi geliştirerek rekabet gücünü korumak hedefindeki girişimcilerin, kendi alanlarındaki patentleri izlemeleri ve incelemeleri büyük yarar sağlar.

Buna en güzel örnek dikiş makinesidir. Dikiş makinesini 1846 yılında, Boston’lu bir mucit Elias Howe icat etmiş ve patentini almıştır. Ancak, Howe’un icadını inovasyona dönüştürmeyi beceren Isaac Singer, dünyanın her tarafında dikiş makinesi denince akla gelen marka ve isim olmayı becermiştir. (http://inventors.about.com/od/sstartinventions/a/sewing_machine.htm) Daha sonra çeşitli inovasyonlarla dikiş makineleri evrim yaşamıştır. Elle çevirme yerine pedalla çevirme sistemi, düz dikiş yerine zigzag dikiş yapabilme özellikleri gibi…

Günlük hayatta insanlar çoğu kez farkında bile olmadan yenilikçi faaliyetler gerçekleştirir. Fakat inovasyonu verimli bir süreç olarak yönetebilmek için, kişi veya firma olarak mevcut durumda yapabileceklerimizi belirlememiz, kapasitemizi kavramamız ve sürekli olarak kapasitemizi geliştirmeye çalışmamız gereklidir.

Günümüz dünyasındaki teknolojik değişimler inanılmaz bir hızda gerçekleşmekte ve bunun sonucu olarak da ürünlerin yaşam süreleri giderek kısalmaktayken, mevcut veya taklit teknolojileri kullanarak rekabet edebilmek artık mümkün değildir. Bu nedenle dünyada rekabet edebilmenin en temel gereksinimlerinden birisi olarak inovasyon yapabiliyor olmanın önemi giderek artırmaktadır.

Bunun için öncelikle şirketlerin inovasyon kültürünü, kurum kültürü haline getirebilmeleri gerekmektedir. Bu ise uzun bir süreçtir. Kurum içinde etkili bir inovasyon kültürü oluşması ve yaygınlaşması için, ilk olarak üst düzey yöneticilerin bunu benimsemesi ve teşvik etmesi gereklidir. Şirket çalışanları düşünüldüğünde; çalışanların farklı kültürler farklı inanışları, alışkanlıkları, sosyal ve psikolojik hayatları vardır. Şirket bünyesinde farklı olan herkesin kendini ifade edebilmesini sağlayan bir platform oluşturulmalıdır. Bu platformda her kültüre aynı değeri göstererek, personelin, kendilerini anlatabilme, iletişim kurabilme özgürlüğü sunarak standartları yüksek ortak bir sosyal yaşam alanı oluşturulmalıdır.

İnovasyon yönetimi konusunda herkese ışık tutacak bir eser, İstanbul Sanayi Odası Kalite ve Teknoloji İhtisas Kurulu (İSO-KATEK) tarafından hazırlanmış ve internet sitesi üzerinden de erişilebilir durumdadır. (http://www.iso.org.tr/tr/Documents/Kobi/KolayBilgi/16-Inovasyon_Yonetimi.pdf)

İnovasyon yolculuğunda herkese başarı dileklerimle.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– 18.09.2009 tarihli “Avrupa Yakası” gazetesi
– “Çorlu TSO” gazetesi Eylül 2009 sayısı
– 06.11.2009 tarihli kişisel blogum
– 19.01.2011 tarihli “Trakya Babıali” gazetesi