Oyuncak güvenliği*

14 yaşından küçük çocukların oynaması için tasarlanmış ürünler oyuncak olarak tanımlanıyor. Ayrıca kırtasiye sektöründe yer alan, 3-14 yaş grubuna hitap eden simli yapıştırıcı tarzı hobi ürünleri, kuruboya kalemler, keçeli kalemler, pastel ve sulu boyalar, guaj boyaları, parmak boyaları ve oyun hamurları gibi pek çok kırtasiye ürünü de oyuncak sınıfına giriyor.

Doğru seçilen oyuncaklar çocukların psikolojik ve kültürel gelişimlerine katkı sağlıyor. Oyuncakların çocuklarda merak uyandırması, kasları çalıştırması, girişimciliği ve hayal gücünü artırması ve çocukları problem çözmeye yönlendirmesi bekleniyor. Oyuncaklar çocuklarda kişilik ve yetenek gelişimine katkıda bulunurken, onların meslek seçimlerinde de etkili oluyor. Bebeklerdeki oyuncak seçimi, onların müziğe olan ilgilerini ortaya çıkartabiliyor.

Dünyada ve ülkemizde oyuncak

Dünyada her yıl milyarlarca oyuncak üretilerek tüketim için piyasaya sürülüyor. Yapılan araştırmalar Aralık ayının dünyada en çok oyuncak satışının gerçekleştiği ay olduğunu gösteriyor. Yıllık oyuncak satışının yaklaşık %60’ı bu ay içerisinde gerçekleşiyor.

Avrupa’da oyuncak üretiminin yaklaşık %80’i Romanya, Bulgaristan, Fransa, Almanya, Polonya, Çek Cumhuriyeti, İrlanda ve İtalya’da yapılıyor. Avrupa Komisyonu 2012 yılından itibaren birçok ülkede oyuncak üretimi ve pazarlamasındaki ekonomik operatörleri hedefleyen bir oyuncak güvenliği kampanyası yürütüyor ve üretici ve perakendeci farkındalığını artırmak için oyuncak güvenliği kuralları hakkında seminerler düzenliyor.

Ülkemiz Avrupa’nın en genç ve en kalabalık nüfusuna sahip ve TÜİK verilerine göre 19 milyon civarındaki 0-14 yaş arası çocuk nüfusuyla oyuncak sektörünün gelişmesi için büyük fırsatlar sunuyor. Araştırmalara göre ülkemizde kişi başı yıllık oyuncak tüketimi 110 dolar civarında iken, Avrupa Birliği ülkelerinde bu rakam yılda 250 ile 500 dolar arasında değişiyor.

Ülkemizdeki diğer birçok sektörde de yaşanan, sektörde gerçekleştirilen ithalatın sektörün yaptığı ihracattan yüksek olmasından kaynaklanan dış ticaret açığı durumu, oyuncak sektörü için de geçerli. Uzakdoğu’nun özellikle de Çin’in dünya pazarına hâkim olduğu bu sektörde, yerli üretim miktarının düşük ve ürün çeşidinin az olmasından dolayı ihracattan çok daha fazla ithalat gerçekleşiyor. Satışa sunulan oyuncakların yüzde 90’ından fazlası Uzak Doğu’dan geliyor. Bu açıdan baktığımızda oyuncak yan sanayinin de güçlendirilmesiyle birlikte yerel üretimin artırılması, ihracat ürün çeşitliliğini ve miktarını artırırken ithalat miktarını da düşecektir.

Mevzuat

Oyuncak konusunda önemli olan oyuncakların gerekli standartlara göre üretilmiş olması. Ülkemizde 2005 yılından bugüne üretilen oyuncaklar, Avrupa standartlarına uygun üretim şartlarında ve Sağlık Bakanlığı denetimli olarak üretiliyor. Aynı şekilde yurt dışından, özellikle Çin’den getirilen oyuncaklar da Avrupa standartlarında ürettirilmek zorunda.

2009/48/EC sayılı “Avrupa oyuncak güvenliği direktifi” Temmuz 2011 tarihinde yürürlüğe girdi. Direktif AB’de satışa sunulan oyuncakların özellikle kimyasal maddelerin kullanımı konusunda dünyada uygulanan en yüksek seviyede güvenlik şartlarını yerine getirmesi ve bu yönde tüketicilere güvence verilmesini hedefliyor. Direktife http://eur-lex.europa.eu/LexUriServ/LexUriServ.do?uri=OJ:L:2009:170:0001:0037:EN:PDF adresinden erişmek mümkün.

Direktife göre AB’de piyasaya sürülen tüm oyuncakların AB’deki tüm temel güvenlik koşullarına uyumluluğunu beyan eden CE işaretini taşıması gerekiyor. CE işareti oyuncak üreticisinin, oyuncağın AB’nin ve ülkemizin güvenlik ve standart konusundaki ortak kurallarına uygun olduğuna ilişkin verdiği garanti anlamına geliyor ve bu işareti taşıyan oyuncaklar Avrupa Ekonomik Alanı’nda serbest olarak dolaşıyor.

Direktife göre üreticilerin CE işareti almadan önce güvenlik ve uyumluluk değerlendirmesi yapmaları gerekiyor. Üreticiler kendileri değerlendirmeyi yapabilecekleri gibi, üçüncü bir taraftan belge veya onay alabiliyorlar. İthalatçılar ise üreticilerin uyumluluk değerlendirmesi yapıp yapmadıklarını teyit etmekle yükümlüler.

Direktife göre ambalajdaki tüm ifadeler, ürünün piyasaya sürüleceği ülkede tüketiciler tarafından kolaylıkla anlaşılabilecek bir dilde yazılmalı, üretici veya ithalatçının açık adı ve adresi ambalaj üzerinde bulunmalı. Adres herhangi bir durumda üretici ile direkt iletişimin kurulabileceği bir adres olmalı.

Ülkemizde oyuncakların güvenliği ile ilgili olarak yerine getirilecek temel gerekleri, piyasaya arzı, dağıtımı ile piyasa gözetim ve denetimine ilişkin usul ve esasları belirlemek üzere “Oyuncaklar Hakkında Yönetmelik” 24758 numaralı Resmi Gazete’de yayınlanarak 2002 yılında yürürlüğe girdi ve zaman içerisinde içeriğinde gerekli değişiklikler yapılıyor. İlgili yönetmeliğe www.saglik.gov.tr/TR/dosya/1-15975/h/oyuncakyont.doc adresinden ulaşmak mümkün.

Oyuncak alırken

Çocuklara alınan oyuncakların parçaları sağlam ve zorlamalara karşı dayanıklı olmalı, kenar ve çıkıntıları fiziksel yaralanmaları en aza indirecek şekilde tasarlanmış olmalı, yüzeyleri zararlı kimyasal maddelerle kaplı olmamalı ve özellikle çocuğun ağzına soktuğu yüzeyi boyalı olmamalı. Boğulma riskine karşı üç yaşın altındaki çocuklara, çıkabilen küçük parçaları bulunan oyuncaklar satın alınmamalı.

Geçtiğimiz dönemlerde Avrupa Birliği’nde köpük yap-boz (puzzle) satışları, bundan daha önce yasaklanan biberonlar gibi, zehirli Bisfenol A (BPA) içerdiği için durdurulmuştu. Ürünler alınırken üzerlerindeki uyarı etiketleri dikkatle okunmalı, ilk olarak Avrupa güvenlik, sağlık ve çevre standartlarına uyumun belirticisi olan CE işaretinin varlığı kontrol edilmeli. Ancak CE etiketi güven verici olsa da etiketin yanlış kullanımı ya da ürünlerin sahte olması ihtimali de göz ardı edilmemeli. CE işaretinin uygun şekilde kullanılması, tüketici güveni kazanılmasını sağlıyor.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– 25.04.2013 tarihli kişisel bloğum

AB’de KOBİ’ler*

Küçük ve orta boy işletmeler, teknolojideki değişimin hız kazanmasıyla birlikte küresel rekabetin giderek yoğunlaştığı günümüz dünyasında, bulundukları bölgelerdeki üretim ve istihdama olan katkıları, esnek üretim yapıları ve değişen pazar koşullarına hızlı uyum sağlayan dinamik yapıları ile tüm dünya ekonomisinin vazgeçilmez birer parçası halindeler.

Avrupa Komisyonu, Avrupa Birliği’ndeki küçük ve orta ölçekli işletmelere dair hazırlatmış olduğu bir raporu yayınladı. Rapora göre, Avrupa ekonomisindeki 20,7 milyon adet KOBİ, AB üyesi ülkelerdeki tüm işletmelerin %99,8’ine denk geliyor. Öyle ki AB’deki tüm işletmelerin %92,2’sini on kişiden az çalışanı olan mikro KOBİ’ler oluşturuyor. KOBİ’ler AB’deki toplam istihdamın %67’sini gerçekleştirirken,  gayrı safi değerin %58’ini geçekleştiriyor. 87 milyon kişiyi aşan istihdamlarıyla AB’deki KOBİ’ler AB ekonomisinin belkemiği olarak görülüyor. Rapora http://ec.europa.eu/enterprise/policies/sme/facts-figures-analysis/performance-review adresinden ulaşmak mümkün.

KOBİ’lerin performansları ise üye ülkeler arasında önemli ölçüde değişiklikler gösterebiliyor. Almanya gibi ileri teknoloji ve orta-ileri teknoloji ile üretim yapan ve bilgi yoğun hizmetlerin yer aldığı pazarlarda bulunan, yüksek yatırım ve ihracatın yapıldığı sektörlerde yer alan firmaların durumları diğerlerine göre daha hızlı ilerliyor. Rapora göre işgücü verimliliği üzerinde olumlu etkiler yaşanmasına rağmen, AB’deki KOBİ’ler genelde işsiz büyüme eğilimindeler.

AB’de 46 bine yakın ileri teknoloji üretim yapan ve 4,3 milyondan fazla da eczacılık ürünleri, elektronik, bilimsel arge, yaratıcı endüstriler, hukuk ve muhasebe gibi bilgi yoğun hizmetler sunan KOBİ mevcut. Bu firmalar toplamda AB’deki KOBİ’lerin %21,1’ini temsil ediyorlar. Almanya en çok ileri teknolojili üretim yapan KOBİ’lere sahipken, İtalya, İngiltere ve Fransa en çok bilgi tabanlı hizmet sunan KOBİ’lerii bünyelerinde barındırıyor.

Büyüme, istihdam ve rekabet gücünü artırmaya yönelik politikalar “Avrupa 2020” stratejisinin birer parçası durumunda. AB ekonomisinin bel kemiği olarak KOBİ’ler, 2008 krizi sonrası önemli ve dinamik bir rol oynuyorlar. AB’de toplam istihdam 2011 yılında binde iki artmışken, 2012 yılında binde iki azalmış olması bekleniyor.

Avrupa’da giderek artan oranda bilgi güdümlü bir ekonomi olduğu göz önüne alındığında, bu bilgi ekonomisinde KOBİ’lerin rolünün oldukça önemli olduğu da yadırganamaz. Bilgi ve teknoloji odaklı KOBİ’ler, AB ekonomisi için büyüme motoru olarak görülüyor.

AB’deki işletmelere bakıldığında; %92,2 gibi ezici bir çoğunluğu on kişiden az çalışanı olan işletmeler, %6,5’i 10-49 arası çalışanı olan, %1,1’i 50-249 arası çalışanı olan ve geri kalan %0,2’si ise 250’den fazla çalışanı olan büyük işletmelerden oluşuyor.

Avrupa çapındaki KOBİ’ler 2005 yılında ortalama olarak 4,34 kişi istihdam ederlerken, bu rakam 2011 yılında 4,23 kişi ve 2012 yılında da 4,22 kişi olarak gerçekleşmiş durumda. Bu rakamlara bakarak, ortalama istihdam konusunda 2005 yılından bu yana giderek azalan bir eğilim olduğundan söz edebiliriz. Bu rakamdaki azalma KOBİ sayısındaki artış hızının, KOBİ’lerin istihdamındaki artış hızının altında kalmasından kaynaklanıyor. Aynı şekilde AB’deki büyük işletmeler için firma başına ortalama istihdam 2010 yılında 973 kişi iken 2011 yılında 968 kişi olarak gerçekleşti.

İlaç, bilgisayar, elektronik gibi ileri teknoloji ve kimya, makine, motorlu araçlar gibi orta-ileri teknoloji üretimi yapan KOBİ istihdamı konusunda; 2009-2011 yılları arasında AB ortalamasının üzerinde en yüksek paya Slovakya sahip olurken, onu Çek Cumhuriyeti, Slovenya, Finlandiya, Malta, Almanya, İsveç, Danimarka ve İtalya izledi.

Bizdeki durum

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı 2011-2013 KOBİ Stratejisi Eylem Planını Nisan 2012 tarihinde yayınladı. Planda yer alan verilere göre ülkemizdeki toplam işletmelerin %99’una denk gelen KOBİ’ler,  toplam istihdamın ise %78’ini gerçekleştiriyorlar. Ülkemizde KOBİ’lerin sağladığı istihdam oranı AB’deki KOBİ’lerin sağladığından 11 puan daha fazla. Bu oran da KOBİ’lerin ekonomimizdeki öneminin bir göstergesi niteliğinde. Bakanlığın yayınladığı plana http://www.sanayi.gov.tr/Files/Documents/KOSGEB_Katalog.pdf adresinden ulaşmak mümkün.

Adı geçen planda ülkemizde KOBİ’lerin toplam sayısı 3,2 milyon ve büyük işletmeler ise 3 bin 329 adet olarak belirlenmiş. Ölçeklerine bakıldığında ise işletmelerin %95,6’sı mikro, %3,8’i küçük, %0,5’i orta ve %0,1’i ise büyük ölçekli durumda. AB ülkeleri ile karşılaştırdığımızda mikro ölçekli işletme oranımızın da daha yüksek olduğu görülüyor.

Ülkemizdeki KOBİ’lerin sektörel dağılımına bakıldığında %42’si diğer hizmetler, %40’ı ticaret, %13’ü imalat, %4,7’si inşaat,  %0,2’si madencilik ve %0,1’i de enerji sektörlerinde bulunuyor. KOBİ’ler toplam yatırımların %50’sini yapıp, toplam satışların %65,5’ini gerçekleştirerek toplam katma değerin %55’ini üretiyorlar. KOBİ’ler aynı zamanda toplam ihracatımızın da %59’unu gerçekleştiriyor.

İmalat sanayi açısından bakıldığında, KOBİ’lerin %62,5’i düşük teknolojili imalat sanayi, %24,3’ü orta-düşük teknolojili imalat sanayi, %12’si orta-ileri teknolojili imalat sanayi ve yalnızca %1,3’ü ileri teknoloji imalat sanayi sektörlerinde yer alıyor. Oranlardan da anlaşılacağı üzere, KOBİ’lerimizin büyük bir çoğunluğu düşük teknolojili imalat sektöründe yer alıyor.

KOBİ’lerimiz sürekli artan rekabet ortamında ürün ve hizmet çeşitliliğini sağlamak, inovatif çözümler üretmek ve arge yaparak yeni ürünler geliştirmek zorundalar. Bunları sağlamak için kurumsal kapasitelerini geliştirmeleri, ihracata yönelmeleri ve bu vizyonu gerçekleştirmek için gerekli tüm diğer adımları atmalıları gerekli. Bu yolculukta faydalanabilecekleri KOSGEB, kalkınma ajansları, TEYDEB gibi destek ve hibe veren çeşitli kuruluşlardan faydalanmaları da mümkün.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– 20.12.2012 tarihli kişisel bloğum
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Ocak 2013 sayısı

Eko-etiket*

Eko-etiket

Dünya nüfusundaki artışa bağlı olarak dünya kaynaklarının hızla tüketilmesi, enerjinin verimli kullanılmasına olan ihtiyaçtaki artış ve çevre kirliliği konularında insanoğlunun bilinçlenmesi, yeşil ekonomiye geçişin önemini giderek artırıyor.

Tüketicilerin benzerlerine göre daha yeşil olan ürün ve hizmetleri ayırt etmelerine yardımcı olmak amacıyla, 1992 yılında AB tarafından başlatılmış bir uygulama olan ve bir çiçek logosu ile simgelenen eko-etiket, ürünlerin üretilmesinde ve hizmetlerin sağlanmasında çevreye daha duyarlı hareket edildiğini ifade ediyor. Bu etiketi taşıyan ürünler AB üyesi ülkelerde ve Norveç, İzlanda ve Lihtenştayn’da da tanınıyor. Eko-etiketi kullanmaya hak kazanan üretici veya hizmet sağlayıcı firmalar, rakiplerine göre daha avantajlı oluyorlar. AB’de yapılan bir araştırmaya göre yaklaşık her iki AB vatandaşından birisi alışverişte ekolojik etikete önem veriyor.

Sadece belirli kriterleri sağlayan ürünler eko-etiket logosunu taşıma hakkı kazandığından, bu uygulamayla bir şeffaflık da sağlanıyor. Logo, üzerinde bulunan ürünün üretiminden çöpe atılmasına kadar olan aşamalarda çevresel etkilerin azaltıldığı anlamına geliyor. Eko-etiket, çevre ve kaynakların korunması açısından insanların her geçen gün artan endişelerine hitap eden etkili bir pazarlama stratejisi olarak da görülebilir.

Program gönüllülük esasına dayanıyor. Birçok üretici ve hizmet sunucusu firma, eko-etiket sayesinde rekabette avantaj sağlıyor. Bu etiket, öngörülen gruplardaki ürünlerin AB ülkeleri arasında dolaşımının sağlanması için bir zorunluluk taşımıyor. Ancak Avrupa ülkelerinde yapılan ihalelerde gün geçtikçe eko-etiket kıstasları ihale şartnamelerinde yer almaya başlıyor.

Uygulama kriterleri

Konuyla ilgili mevzuat AB Parlamentosu ve Bakanlar Konseyi’nin “66/2010/EC sayılı Eko-Etiket Tüzüğü” ile belirlenmiş durumda. Tüzükle kurulan “AB Eko-Etiketleme Kurulu” ise hammadde seçimi, imalat, dağıtım, tüketim ve kullanım sonucu geri dönüşüm süreçlerini dikkate alarak eko-etiketi veriyor.

http://ec.europa.eu/environment/ecolabel/products-groups-and-criteria.html adresinden ürün grupları ve bunlarla ilgili Komisyon kararlarına ulaşmak mümkün.

Ürün ve hizmet grupları

Eko-etiket uygulaması mevcut durumda 26 ürün ve hizmet grubunda uygulanıyor. Bunlar güzellik bakım (sabunlar, şampuanlar ve saç şekillendiriciler), temizlik malzemeleri (çok amaçlı temizleyiciler, bulaşık makinesi deterjanları, elle yıkama bulaşık deterjanları, çamaşır deterjanları), giyim (tekstil ürünleri, ayakkabı), kendin yap ürünleri (boyalar ve vernikler), elektronik donanım (kişisel bilgisayarlar, taşınabilir bilgisayarlar, televizyonlar), kaplamalar (ahşap kaplamalar, sert zemin kaplamaları, tekstil kaplamalar), mobilya (ahşap mobilyalar), bahçe ekipmanları (toprak iyileştiricisi ve yetiştirme ortamları), ev aletleri (ampuller, ısı pompaları), yağlayıcılar, diğer ev malzemeleri (yataklar), kâğıt ürünleri (gazete kâğıdı, basılı kâğıt, fotokopi ve baskı kâğıdı, yumuşak kâğıt) ve tatil konaklama (kamping hizmetleri, turist konaklama hizmetleri) şeklinde belirlenmiş durumda.

AB’de pazara sürülen bazı ürün ve hizmet grupları için mevcut eko-etiket kriterleri, mevzuat gereği gerektiğinde yenileniyor. Ayrıca yetkili komitelerce, yeni ürün grupları için eko-etiket kriterleri belirleme çalışmaları da devam ediyor.

Maliyetler

AB Eko-Etiketleme Kurulu, hammadde seçiminden imalata, dağıtımdan tüketime ve hatta tüketim sonrasında geri dönüşüme kadar tüm evreleri hesaba katarak eko-etiketi veriyor. Eko-etikete başvuru maliyeti 200 ila 1.200 Euro arasında değişiyor. Mikro ölçekli işletmeler ve gelişmekte olan ülkelerdeki KOBİ’ler için başvuru maliyeti 200 Euro’dan başlıyor. Yıllık ücret ise 350 ila 1.500 Euro arasında. Yıllık ücret mikro ölçekli işletmeler için 350 Euro, gelişmekte olan ülkelerdeki KOBİ’ler için ise 750 Euro olarak belirlenmiş durumda.

İstatistikler

1992 yılında başlayan eko-etiket uygulamasında verilen lisans sayısı her geçen yıl artıyor ve 2011 yılında verilen 1.357 lisans ile birlikte toplam 17.000’den fazla ürüne eko-etiket verilmiş durumda. Bir firmaya verilen lisans, ilgili firmaya eko-etiket logosunu belirli bir ürün grubunda kullanma hakkını sağlıyor.

Yayınlanan istatistiklere baktığımızda eko-etiketi alan ürün gruplarının sırasıyla sert zemin kaplaması, iç cephe boyası ve vernikler, çok amaçlı temizleyiciler, yumuşak kâğıt, tekstil ürünleri, fotokopi ve baskı kâğıtları, televizyon, sabun ve şampuanlar, elle yıkama bulaşık deterjanları, turistik konaklama hizmetleri, çamaşır deterjanları grupları ön plana çıkıyor.

Eko-etiket sahibi ürünlerin menşei olan ülkelere bakacak olursak %51’lik bir oranla İtalya önde geliyor. İtalya’yı sırasıyla Fransa (%22), İngiltere (%9), Hollanda (%3,7), İspanya (%3,4), İsveç (%1,8) ve Almanya (%1,8) takip ediyor.

Türkiye için önemi

Menşei AB üyesi olmayan ülkelerden olan firmalar da eko-etiket için başvuruda bulunabiliyor. Başvurunun ürünün pazara sunulacağı ülkedeki yetkili organa yapılması gerekiyor. Eğer ürün, ilgili ürün grubu için belirlenmiş kriterleri karşılıyorsa AB eko-etiketiyle ödüllendiriliyor. Bu da ürüne o pazarda avantaj sağlıyor. Türkiye’de çevre etiketi sistemi kurulduğu zaman yetkili kuruluş Çevre ve Şehircilik Bakanlığı olacak. Mevcut durumda Bakanlığa gelen başvurular, AB üye ülke otoritelerine yönlendiriliyor.

Eko-etiket uygulaması kuşkusuz Türkiye’deki üreticiler için de önemli. Avrupa Birliği ülkeleri Türk ihracatçıları için yakın ve alışılmış bir pazar ve ihracatımızın yaklaşık %45’i AB ülkelerine yapılıyor. Ülkemiz için geleneksel pazar hale gelmiş olan AB ülkelerinin ihracattaki öneminin devam edeceği düşünülürse, Türk ürünlerinin AB pazarında seçilebilirliklerinin artması için bu tür standartların karşılaması gerekiyor. Türkiye’den eko-etiket almış firmaları sayacak olursak televizyonlar için Vestel ve Arçelik, tekstil ürünleri için Deniz Tekstil ve Hürsan Havlu eko-etiket almış durumda.

http://ec.europa.eu/environment/ecolabel/documents.html adresinden konuyla ilgili detaylı bilgi, doküman ve istatistiklere ulaşmak mümkün.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– “Çorlu TSO” gazetesi Ekim 2012 sayısı
– 30.10.2012 tarihli kişisel bloğum

AB’nin KOBİ’lere destek programları*

DestekProgramları

Avrupa Birliği Avrupalı KOBİ’lere hibeler, krediler, bazı durumlarda garantiler şeklinde destekler sağlıyor. Destekler direkt olarak veya ulusal veya bölgesel seviyede yönetilen programlar aracılığıyla sağlanıyor. Ayrıca KOBİ’ler, programlar ve iş destek servisleri gibi bir seri finansal olmayan önlemlerden de faydalanabiliyor.

Bu yardımlar temel olarak dört ana kategoride toplanıyor. Bunlar “tematik finansman sağlama olanakları”, “yapısal fonlar”, “finansal araçlar” ve “KOBİ’lerin uluslararasılaşmalarının desteklenmesi” şeklide sayılabilir.

Tematik Finansman Sağlama Olanakları

Bu finansman genellikle çevre, araştırma, eğitim gibi belirli tematik hedeflere göre tasarlanıyor ve Avrupa Komisyonu’nun farklı departmanları tarafından uygulanıyor. KOBİ’ler ve diğer organizasyonlar programlara genellikle sürdürülebilir, değer yaratan ve uluslararası projeler ile başvurabiliyor. Programına bağlı olarak, programa başvurabilenler endüstriyel gruplar, iş birlikleri, iş desteği sağlayıcıları ve/veya danışmanlar olabiliyor. Projelerde eş zamanlı fon sağlanması genel bir kural ve genellikle AB desteği, yalnızca proje maliyetinin bir kısmını kapsayan yardımlar şeklinde gerçekleşiyor. Bunlara aşağıdaki programları örnek verebiliriz:

7. Çerçeve Programı; “İşbirliği”, “Fikirler”, “Kapasiteler” özel programları ve “Marie Curie burs ve destek programları”ndan oluşan bileşenleri ile topluluk politikalarına ilişkin farklı alanlardaki işbirliğini teşvik etmek amacıyla yürütülen Topluluk Hibe Programları’ndan birisi. Türkiye’de 7.ÇP’nin koordinasyonu “TÜBİTAK – AB Çerçeve Programları – Ulusal Koordinasyon Ofisi (UKO)” tarafından yürütülüyor. 7.ÇP ile ilgili en güncel bilgilere ve açılan çağrılara ait bilgilere, AB Arge Bilgilendirme Servisi CORDİS’in http://cordis.europa.eu/fp7 adresinden veya TÜBİTAK UKO tarafından kurulmuş olan www.fp7.org.tr adresindeki Türkiye 7.ÇP internet sitesinden ulaşabiliyor.

Rekabet Edebilirlik ve Yenilikçilik Çerçeve Programı (CIP); “girişimcilik ve inovasyon”, “iletişim teknolojileri” ve “akıllı enerji” konularında değişik alt programlarla firmalara destek sağlıyor. Detaylı bilgiye http://ec.europa.eu/cip adresinden erişmek mümkün. Program 2014-2020 döneminde COSME adı altında devam edecek.

Program altında eco-innovation alt programı ile çevreyi iyileştirme ve koruma amaçlı projelerinin toplam uygun maliyetlerinin en fazla %50’si oranında hibe sağlanıyor. Başvuru rehberi ve dosyalarına ilişkin belgelere http://ec.europa.eu/environment/eco-innovation adresinden ulaşılabiliyor.

CIP programının bir diğer alt bileşeni olan Avrupa İşletmeler Ağı, KOBİ’lere AB mevzuatı, politikaları, standartları, uluslararası pazarlara erişim ve ticari işibirliği olanakları konusunda bilgilendirmenin yanı sıra yeni teknolojiler ve teknoloji transferi alanlarında da destek sağlamayı hedefliyor. Ağ hakkında bilgiye www.enterprise-europe-network.ec.europa.eu adresinden ve bölgemizi kapsayan konsorsiyum hakkındaki bilgilere www.aia-istanbul.org adresinden ulaşmak mümkün.

EUREKA; pazar odaklı, kısa sürede ticarileşebilecek ürün ve süreçlerin geliştirilmesine yönelik projelerin desteklendiği uluslararası arge destek programı. Programın amaçları Avrupa’nın rekabet gücünü artırmak, pazara yönelik arge çalışmalarını teşvik etmek, kaliteli ürün, yöntem ve hizmetler geliştirmek, sanayi ve araştırma kurumları arasındaki işbirliğini artırmak, ticari değeri yüksek yeni ürün ve süreçlerin geliştirilmesini teşvik etmek ve uluslararası işbirliğini kolaylaştırmak. (www.eurekanetwork.org) Ülkemizde EUREKA programının koordinasyonunu TÜBİTAK EUREKA Ofisi yürütüyor (www.eureka.org.tr).

İçerisinde “Comenius”, “Erasmus“, “Leonardo da Vinci”, “Grundtvig” gibi alt programlar barındıran Hayatboyu Öğrenme Programı‘ndan ise okul öncesi eğitim kurumlarından üniversitelere kadar her düzeydeki eğitim ve öğretim kurumları, öğretim elemanları, öğrenci ve öğretmenler, yöneticiler ile resmi ve özel kurum ve kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları, sosyal paydaşlar ve işgücü piyasasındakiler yararlanabiliyor.

2008 yılından beri yürütülen Genç Girişimciler için Erasmus programı, program üyesi ülkelerde faaliyet gösteren girişimciler arasında bilgi ve deneyim paylaşımı ile işbirliğinin artırılmasını amaçlıyor. Program ile katılımcı ülkelerden yeni girişimcilerin, diğer katılımcı ülkelerden tecrübeli girişimcilerin işletmelerinde bir dönem geçirerek tecrübelerini zenginleştirmeleri, bilgilerini geliştirmeleri ve çevrelerini genişletmeleri sağlanıyor. 2012 çağrısı için son başvuru tarihi ise 31 Mayıs. (www.abgs.gov.tr/index.php?p=47364&l=1)

Yapısal Fonlar

Bölgelerin kalkınma farklılıklarını azaltmak ve Avrupa Birliği içinde ekonomik ve sosyal uyum tanıtmak için tasarlanmış olan yapısal fonlar ile Avrupa Komisyonu, üye ülkelerdeki bölgesel projeleri destekliyor. Ekonomik olarak az gelişmiş bölgelerdeki KOBİ’lerin yatırımlarına destek sağlanıyor. Diğer bölgelerde ise öncelik direkt olarak KOBİ’lere doğrudan yardım yerine girişimcilik eğitimi, destek hizmetleri, iş inkübatörleri, teknoloji transfer mekanizmaları, ağ oluşturma gibi hizmetlerle kaldıraç etkisi şeklinde destek sağlanıyor.

Finansal Araçlar

Finansal araçların çoğuna endirekt olarak ulusal finansal aracılar (bankalar, kredi kurumları, yatırım fonları) aracılığıyla ulaşılıyor. Bunların çoğu Avrupa Yatırım Fonu tarafından yönetiliyor. Kar amacı gütmeyen bir kuruluş olan Avrupa Yatırım Bankası‘nın küçük ve orta ölçekli işletmelerine uygun koşullu finansman imkânı  sağlama yönündeki kredilerine, ticari bankalar gibi ticari aracılarla ulaştırılıyor. Bu krediler KOBİ’lerin istikrarlı çalışmaları için gerekli sermaye tabanını sağlamada yardımcı olabiliyor. Kredilerin süreleri 2 ila 12 yıl arasında değişebiliyor. (http://eib.europa.eu ve http://eib.europa.eu/attachments/country/turkey_2010_tr.pdf)

KOBİ’lerin Uluslararasılaşmalarının Desteklenmesi

Bunlar genellikle AB dışındaki pazarlara KOBİ’lerin erişimine yardımcı olmak için uluslararasılaşma alanında faaliyet gösteren aracı organizasyonlar ve/veya kamu otoritelerine yardım şeklinde gerçekleşiyor. Buna örnek olarak katılım öncesi mali yardım aracı (IPA) verilebilir. IPA, 2007 yılından bu yana beş farklı bileşenle sürdürülüyor. Bunlar “Geçiş Dönemi Desteği ve Kurumsal Yapılanma”, “Bölgesel ve Sınır Ötesi İşbirliği”, “Bölgesel Kalkınma”, “İnsan Kaynaklarının Geliştirilmesi” ve “Kırsal Kalkınma” bileşenleri şeklinde özetleniyor. (http://ec.europa.eu/regional_policy/thefunds/ipa/turkey_development_en.cfm)

Ayrıca detaylı bilgiler için Avrupa Komisyonu’nun http://ec.europa.eu/small-business ve http://ec.europa.eu/contracts_grants adresleri de incelenebilir.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– “Çorlu TSO” gazetesi Mart 2012 sayısı
– 21.03.2012 tarihli kişisel bloğum
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Kasım 2009 sayısı

AB 7. Çerçeve Programı*

Avrupa Birliği Mart 2000’de yapılan Lizbon Zirve Toplantısı’nda belirtilen ve Lizbon Stratejisi olarak adlandırılan strateji kapsamında, “Dünyanın en dinamik ve rekabetçi bilgi temelli ekonomisi” haline gelmeyi amaçlıyor. Çerçeve Programları ise bu hedefe yönelik olarak araştırma, teknoloji geliştirme ve yenilikçilik çalışmalarının desteklenmesi amacıyla, belirli bir bütçesi olan ve belirli bir dönem için tasarlanmış çok yıllı programlar.

7. Çerçeve Programı; ülkemizin Yaşamboyu Öğrenim, Gençlik, Kültür ve Rekabetçilik ile Yenilikçilik Programlarında olduğu gibi aktif olarak katıldığı, topluluk politikalarına ilişkin farklı alanlardaki işbirliğini teşvik etmek amacıyla yürütülen Topluluk Hibe Programları’ndan birisi.

Ocak 2007’de başlayıp Aralık 2013’e kadar sürecek olan 7.ÇP, Lizbon hedeflerini gerçekleştirmek amacıyla, araştırmayla ilgili tüm AB girişimlerini ortak bir çatı altında toplamayı hedefliyor. Yedi yılı kapsayan 7. ÇP’nin toplam bütçesi ise 53,2 milyar Euro.

7.ÇP’nin en büyük özelliklerinden birisi verilecek desteklerin hibe özelliği taşıması, bir diğeri ise Dünya Ticaret Örgütü’nün izin verdiği en yüksek hibe destek oranlarının KOBİ’ler tarafından kullanılabiliyor olması. Büyük sanayi kuruluşları 7.ÇP kapsamında gerçekleştirilen projelerde arge harcamalarının %50’sini talep edebilirken, KOBİ’ler arge harcamalarının %75’ini talep edebiliyor.

Bu noktadaki KOBİ tanımında AB’nin belirlediği ölçütler geçerli. Buna göre çalışan sayısı 250 kişiyi geçmeyen, yıllık net satıl hâsılatı 50 milyon Euro’nun altında olan ve bünyesindeki başka firma hissesi oranı %25’i geçmeyen firmalar KOBİ sayılıyor.

7.ÇP’ye AB üyesi ülkeler, içerisinde ülkemizin de bulunduğu asosye ülkeler ve uluslararası işbirliği hedef ülkelerinden katılım yapılabiliyor. İlki 1984 yılında başlayan çerçeve programlarına Türkiye ilk kez 2002-2006 yılları arasında devam etmiş olan 6. Çerçeve Programı’ndan itibaren bu programa dahil oldu.

7.ÇP’nin Türkiye’deki koordinasyonu

Türkiye’de 7.ÇP’nin koordinasyonu TÜBİTAK bünyesinde kurulmuş olan “TÜBİTAK – AB Çerçeve Programları – Ulusal Koordinasyon Ofisi (UKO)” tarafından yürütülüyor. TÜBİTAK UKO, 7.ÇP hakkındaki farkındalığı ve bu programa olan katılımı artırmak amacıyla çeşitli çalışmalar yapıyor ve çeşitli destekler veriyor.

Programlara katılabilecek kurum ve kuruluşlar

Yeni teknolojiler geliştirme, kilit oyuncularla ve müşterilerle arge işbirliği, yeni pazarlara erişim, rekabetin dışında kalmamak ve yapılması planlanan bir araştırmanın mali açıdan desteklenmesi gibi amaçları olan sanayi kuruluşları, KOBİ’ler, KOBİ birlikleri, üniversiteler, araştırma merkezleri, kamu kurumları, sivil toplum kuruluşları, uluslararası organizasyonlar ve bireysel araştırmacılar çerçeve programlarına katılabiliyor.

Çerçeve Programları’na yapılan tüm başvurularda aranan ana koşul işbirliği olmakta birlikte,  projelere minimum katılımcı sayısı ve aranan özellikler proje türüne göre değişebiliyor. Genel olarak, 7.ÇP projelerinde en az üç farklı AB üyesi ülke veya asosye ülkeden, en az üç bağımsız kuruluşun yer alması gerekiyor. Programa dâhil olan aday ülke kuruluşları, üye ülke kuruluşları ile aynı hak ve yükümlülüklere sahip.

7.ÇP için ne tür projeler uygun

7.ÇP tüm projelere destek sağlamıyor. AB Çerçeve Programları’na sunulacak projenin, çalışma programında belirtilen ilgili konu başlığına uygun olması gerekir. Çalışma Programı’nda açıkça belirtilen öncelikli alanlarda hazırlanmış, uluslararası ortaklı ve yenilikçi araştırma ve teknoloji geliştirme (ATG) projeleri 7.ÇP için uygun.

Proje teklifleri aynı konuda çalışan kurum, kuruluş, araştırma merkezi, üniversite ve KOBİ’lerle birlikte oluşturulacak bir konsorsiyum ile çoğunlukla AB komisyonunun belirlediği konularda hazırlanıyor. 7.ÇP’nin hangi proje konularını kapsadığı ve projelerin uygun olup olmadığı www.fp7.org.tr internet sitesindeki ilgili tematik alana ait bölümler incelenerek öğrenilebiliyor.

7.ÇP genel yapısı

7.ÇP “İşbirliği”, “Fikirler “, “Marie – Curie” ve “Kapasiteler” olmak üzere dört temel program ile “Euratom – Nükleer Enerji Etkinlikleri” ve “JRC – Ortak Araştırma Merkezleri” olmak üzere iki yardımcı programdan oluşuyor.

İşbirliği özel programı

32,3 milyar Euro ile 7.ÇP bütçesinin en önemli kalemini oluşturan işbirliği özel programı kapsamında stratejik öneme sahip “enerji”, “çevre”, “sağlık”, “güvenlik”, “gıda, tarım ve biyoteknoloji”, “bilgi ve iletişim teknolojileri”, “nanobilim”, “ulaştırma, “uzay” ve “sosyo-ekonomik ve beşeri bilimler” konularının yer aldığı on tematik alan var. Bu tematik alanlar altında, Avrupa Komisyonu tarafından önceden belirlenmiş araştırma konularına uygun proje teklifleri destekleniyor.

Fikirler özel programı

7,5 milyar Euro bütçeli fikirler özel programında konu kısıtlaması yok. Bu özel program altında bireysel araştırmacıların veya doktoralı bir araştırmacı önderliğinde kurulmuş araştırma ekiplerinin bilim ve teknolojiyi ileriye götürecek fikirleri destekleniyor. Program Avrupa Araştırma Konseyi tarafından yönetiliyor.

Marie Curie burs ve destek programları

Arge yapabilmek için gerekli olan iki temel etmen birisi insan. 4,7 milyar Euro bütçeli bu program, teknoloji ve bilginin, araştırmacıların dolaşımı aracılığı ile transferini ve araştırmacıların nitelik ve nicelik bakımından geliştirilmesini hedefliyor.

Kapasiteler özel programı

4,1 milyar Euro bütçeli kapasiteler özel programı, arge yapabilmek için gereken ikinci temel etmen olan altyapı etmenini hedef alıyor. Bu program dâhilinde Avrupa genelinde araştırma ve yenilik altyapısının geliştirilmesi ve en uygun şekilde kullanılabilir hale getirilmesi amaçlanıyor.

Proje süreci

Avrupa Komisyonu’na sunulan projenin Komisyon’un eline geçtiğine dair alındı belgesi yaklaşık 3 hafta içerisinde proje koordinatörüne iletiliyor. Değerlendirme süreci yaklaşık 5-8 hafta arası sürüyor. Proje desteklenmek üzere seçildiği takdirde Komisyon ile görüşmeler başlıyor. Projenin hazırlanmaya başladığı zamandan kontrat imzalama aşamasına kadar geçen süre bir yılı bulabiliyor. Ancak süre daha kısa da olabiliyor.

7.ÇP ile ilgili güncel bilgiler

7.ÇP ile ilgili en güncel bilgilere ve açılan çağrılara ait bilgilere, AB Arge Bilgilendirme Servisi CORDİS’in http://cordis.europa.eu/fp7 adresinden veya TÜBİTAK UKO tarafından kurulmuş olan www.fp7.org.tr adresindeki Türkiye 7.ÇP internet sitesinden ulaşabiliyor. Aynı site üzerinden her bir alandan sorumlu ulusal irtibat noktalarına ait bilgilere de ulaşmak mümkün. Ayrıca http://cordis.europa.eu/fp7/dc adresinden çağrılar arasında anahtar kelimeler kullanarak arama yapmak da mümkün.

Konuyla ilgili olarak Avrupa İşletmeler Ağı İstanbul konsorsiyumu tarafından İstanbul Sanayi Odası bünyesinde düzenli olarak “7. Çerçeve Programı İçin Proje Hazırlama” eğitimleri veriliyor. Aynı zamanda konsorsiyumun çıkarmış olduğu “KOBİ’ler için AB 7. Çerçeve Programı” adlı yayına da http://goo.gl/sHv71 adresinden erişilebilir.

* Daha önce yayınlandığı yerler:
– 22.12.2011 tarihli kişisel bloğum
– “Trakya İş Dünyası” dergisi Ocak 2012 sayısı